|
Tweet |
Lefkoşa’nın mimari ve toplumsal geçmişine ışık tutmayı hedefleyen kent araştırmacısı Özlem Ünsal, "Kat Bilgisi: Lefkoşa’nın Kuzeyinden Apartman Öyküleri" projesi kapsamında Boyacı Apartmanı’nın 70 yıllık serüvenini paylaştı. 1954 yılında Çağlayan bölgesinde inşa edilen bu sıra dışı yapı, dar parseli ve estetik duruşuyla New York’un ünlü Flatiron binasına benzetiliyor. Ünsal, kurumsal arşiv eksikliğini gidermek amacıyla etnografik yöntemler kullanarak binanın eski sakinlerine ulaştı ve kentin sivil mimarlık kültürüne dair çarpıcı detayları gün yüzüne çıkardı.
Araştırma, Boyacı Apartmanı’nın inşasının Türk ve Rum toplumları arasındaki kişisel dostluklara dayandığını ortaya koyuyor. Mehmet Boyacı tarafından yaptırılan binanın, Dr. Vassos Lyssarides’in önerdiği mimar ve müteahhitler tarafından inşa edildiği belirtiliyor. Ünsal, mimarın Lucas Hadjilucas olabileceğine dair güçlü ipuçları olduğunu ifade ederken, bu yapıların iki topluma da ait ortak bir kültür mirası olduğunun altını çiziyor.
Binanın dışarıdan gösterişli duruşuna rağmen, iç mekanların son derece dar ve konforsuz olduğu eski sakinlerin anlatılarıyla tescillendi. Apartman sakinleri, "vapur gibi" veya "kibrit kutusu" olarak nitelendirdikleri dairelerde; buzdolabının koridorda durduğu, mutfakta iki kişinin aynı anda hareket edemediği kısıtlı bir yaşam sürdüklerini anlattı. Ancak Çağlayan Parkı ve sinemalar gibi dönemin en popüler merkezlerine komşu olması, bu fiziksel zorlukları sakinlerin gözünde birer "ayrıcalığa" dönüştürmüş.
Haberde, 1974 yılındaki çatışmaların apartmanın kaderini değiştirdiği vurgulanıyor. Yapının yüksekliği nedeniyle açık hedef haline gelmesi, ailelerin binayı terk etmesine neden olmuş. Ünsal, bu durumu Lefkoşa’daki ilk dönem apartmanlarının genel bir "makûs talihi" olarak tanımlıyor. Uzun süre boş kalan veya farklı amaçlarla kullanılan yapı, toplumsal değişimin ve bölünmüşlüğün fiziksel bir kanıtı olarak surlar üzerinde yükselmeye devam ediyor.
Ünsal’ın araştırması, arşivlerde bulunamayan bilgilerin halkın hafızasında nasıl korunduğunu da gösterdi. Sosyal medyada yapılan bir paylaşım sayesinde, binanın zemin katındaki "adı unutulan şamişici"ye dair bilgiler Avustralya’dan gelen bir video ile teyit edildi. Bu durum, küçük toplumlarda sözlü tarih çalışmalarının ve toplumsal dayanışmanın bilgiye ulaşmadaki hayati önemini bir kez daha kanıtladı.