|
Tweet |
Rum Yönetimi, 2026 yılına barajlardaki suyun tükenme noktasına geldiği ağır bir kuraklık tablosuyla giriyor. Kış yağışlarının yetersiz kalması üzerine çözüm arayışına giren Rum hükümeti, 2026 yılı su önlemleri kapsamında 196 milyon Euro’luk dev bir bütçe ayırdı. Bu bütçenin 140 milyon Euro’luk aslan payı, içme suyunun halihazırda yüzde 70’ini karşılayan tuzdan arındırma tesislerinden su satın almaya tahsis edildi. Hükümetin yaz aylarına kadar tesis sayısını 12’ye çıkarma hedefi ve "acil durum" adı altında bürokratik süreçleri hızlandırması ise çevre örgütlerini ayağa kaldırdı.
Özellikle Larnaka yakınlarındaki Mazotos köyünde planlanan mobil arıtma ünitesi, hükümet ile yerel halk arasındaki gerilimi zirveye taşıdı. 24 Ocak’ta düzenlenen protestolarda, bölgenin Avrupa Birliği koruması altındaki deniz eriştesi çayırlarına ve resiflere ev sahipliği yaptığı hatırlatılarak, arıtma sonrası denize geri boşaltılan yoğun tuzlu suyun ekosistemi öldüreceği vurgulandı. Bölge sakinleri, hükümetin Çevresel Etki Değerlendirmesi raporlarını kendileriyle paylaşmadığını ve sürecin demokratik istişare yolları devre dışı bırakılarak yürütüldüğünü iddia ediyor.
Eleştirilere yanıt veren Rum Tarım Bakanlığı ve Su Geliştirme Departmanı yetkilileri ise tuzdan arındırma yönteminin bir tercih değil, susuzluğa karşı zorunlu bir operasyonel gereklilik olduğunu savunuyor. Yetkililer, mobil ünitelerin küçük boyutları nedeniyle bazı hızlı prosedürlerden faydalandığını kabul etse de, her projenin yasal mevzuat ve çevre departmanlarının denetimi altında yürütüldüğünü ileri sürüyor. Hükümet kanadına göre, mevcut iklim koşullarında deniz suyunu arıtmak dışında uygulanabilir bir alternatif bulunmuyor.
Öte yandan Ekolojistler Hareketi Milletvekili Charalambos Theopemptou ve kıyı mühendisi Xenia Loizidou gibi uzmanlar, hükümetin "acil durum" bahanesinin arkasına sığındığına dikkat çekiyor. Güney Kıbrıs’taki mevcut su şebekesinde eski altyapı nedeniyle suyun yüzde 40’ının sızıntılarla kaybolduğunu belirten uzmanlar, bu kayıplar önlenmeden ve golf sahaları gibi yüksek tüketimli alanlara kısıtlama getirilmeden sadece arıtma tesislerine yüklenilmesini bir yönetim zafiyeti olarak nitelendiriyor. Çevreciler, pahalı ve enerji yoğunluğu yüksek olan bu tesislerin deniz ekosistemini zehirlemeden, doğru koordinasyon ve bilimsel şeffaflıkla yönetilmesi talebini yineleyerek projenin durdurulmasını talep ediyor.