|
Tweet | Tarih: 28-08-2026 18:59 |
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, yaptığı yazılı açıklamada; Kıbrıslı Türk toplumunun sendikaları, belediyeleri, eğitim kurumları, spor kulüpleri, sanatçıları ve sivil toplum örgütleriyle var olduğunu belirterek, “Yok sayılamaz, dünyadan koparılamaz ve topluca cezalandırılamaz” ifadelerini kullandı. Kıbrıs sorununda nihai çözüme ulaşılıncaya kadar Kıbrıslı Türklerin spor, kültür, sanat ve eğitim alanlarında dünyayla doğrudan bağ kurmasını sağlayacak somut adımların atılması gerektiğine işaret eden Maviş, KTÖS’ün bu yönde her türlü yapıcı sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğunu duyurdu.
Son haftalarda ELAM öncülüğünde yürütülen siyasi ve diplomatik girişimler sonucunda Girne’de düzenlenmesi planlanan NEXUS Müzik Festivali ile çocuklara yönelik Barcelona futbol kampının iptal edildiğini; Zamna Festivali, halk dansları etkinlikleri, üniversitelerin uluslararası sıralamalardaki yeri ve yabancı siyasetçilerin Kıbrıslı Türklerle temaslarının da hedef alındığını hatırlatan Maviş, ELAM’ın bu siyaseti "Hoşgörü bitti!" sözleriyle ilan edip iptalleri birer "zafer" olarak sunduğunu belirtti. Meselenin yalnızca ELAM’dan ibaret görülmemesi gerektiğini vurgulayan Maviş; Rum Yönetimi’nin diplomatik olanakları, Rum Futbol Federasyonu, Avrupa Parlamentosundaki bazı temsilciler ve farklı siyasi çevrelerin de sürece dahil olduğunu, aşırı sağın Kıbrıslı Türkleri tecrit siyasetinin ana akım siyasetin ve devlet kurumlarının uygulamasına dönüştüğünü kaydetti.
Müziğin, sanatın, kültürün ve çocukların spor yapmasının engellenmesinden asla bir zafer çıkmayacağını ifade eden Maviş, buradan çıkacak tek sonucun toplumlar arasındaki güvensizliğin büyümesi ve Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün daha da derinleşmesi olduğunu söyledi. Bir devletin tanınması ile bir toplumun çocukları, gençleri, sanatçıları, sporcuları, sendikaları, üniversiteleri ve sivil toplum örgütleriyle ilişki kurulmasının aynı şey olmadığını vurgulayan Maviş, "Kıbrıslı Türklerle görüşmek, onların varlığını ve sesini kabul etmektir" dedi. Bugün AB vatandaşları ile gerekli seyahat belgelerine sahip üçüncü ülke vatandaşlarının Yeşil Hat üzerinden milyonlarca kez kuzeye geçip burada konakladığını ve günlük yaşama katıldığını hatırlatan Maviş, buna karşılık aynı insanların konser, kültür festivali veya spor kampı aracılığıyla buluşmasının "normalleşme" gerekçesiyle engellendiğine işaret ederek; "İnsanların bireysel olarak geçebildiği, gezebildiği ve tüketim yapabildiği bir yerde müziğin, kültürün, sanatın ve sporun toplumsal buluşma yaratması neden tehdit sayılmaktadır? Bu açık çelişkinin cevabı hukukta değil, Kıbrıslı Türkleri görünmez kılmak isteyen siyasi anlayıştadır" açıklamasında bulundu.
1960 Cumhuriyeti'nin iki toplumun anayasal ortaklığı temelinde kurulduğuna dikkat çeken Maviş, Kıbrıslı Türklerin bu devletin sonradan hak verilen bir azınlığı değil, kurucu ortaklarından biri olduğunu vurguladı. Kıbrıslı Rum siyasi elitlerinin cumhuriyeti tek toplumun mülkü olarak kullandığını, BM ve AB üyeliğinin sağladığı gücün Kıbrıslı Türkleri cezalandırma ve dünyadan koparma aracına dönüştürüldüğünü belirten Maviş, "Kıbrıslı Türklerle ortak bir gelecek kuracağını söyleyen bir siyasi liderlik, o toplumun çocuklarını, gençlerini, sporcularını ve sanatçılarını dünyadan tecrit etmeye çalışmaz. Eşit ortaklık, diğer toplumu görünmez kılarak kurulmaz" değerlendirmesini yaptı.
1963 sonrası yaklaşık 30 bin Kıbrıslı Türkün evinden olduğunu ve adanın yalnızca yüzde 3’üne karşılık gelen enklavlarda yaşamaya zorlandığını anımsatan Maviş, "BM Genel Sekreteri U Thant, 1964 yılında yayınladığı raporda bu kısıtlamaların 'gerçek bir kuşatma' düzeyine ulaştığını tarihe not düşmüştür. Ne yazık ki 2026 yılına geldiğimizde, Kıbrıslı Türkleri topluca cezalandırarak siyasi sonuca zorlama anlayışı sürmektedir" dedi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’yi tanıdığını söylediğini ancak tanınmanın Kıbrıslı Türkleri dünyayla buluşturacak gereklerini yerine getirmediğini, Kıbrıslı Rum liderliğinin ise federal çözüm istediğini söylemesine karşın elindeki uluslararası gücü tecrit için kullandığını öne süren Maviş, toplumun bu iki siyasete mahkum olmadığını kaydetti. Yaşananların müzakerelerin yeni bir yöntemle yürütülmesi gerektiğini gösterdiğini belirten Maviş; ucu açık, takvimsiz, sonuç üretmeyen ve her başarısızlığın bedelini yalnızca Kıbrıslı Türklere ödeten süreçlerin artık kabul edilemez olduğunu ifade etti. Kıbrıslı Türklerin çaresiz olmadığını vurgulayan Maviş, "Yüzyıllardır bu topraklarda nasıl tutunmuş, üretmiş ve var olmuşsak bugünden sonra da tutunacak ve var olacağız. Ayrılıkçılığa teslim olmadan, eşitliğimizden ve dünyayla doğrudan bağ kurma hakkımızdan vazgeçmeden mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.