<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>SAĞLIK - Kıbrıs'ın Nabzı</title>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/saglik/</link>
<description>en güncel magazin haberleri.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://kibrisin-nabzi.com</copyright>
<image>
<title>https://kibrisin-nabzi.com</title>
<url>
https://kibrisin-nabzi.com/images/genel/catsNABZKBRSSSS-removebg-preview.png
</url>
<link>https://kibrisin-nabzi.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>UZMANLARDAN LİPÖDEM’LE İLGİLİ BİLGİLENDİRME</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/uzmanlardan-lipodem-le-ilgili-bilgilendirme.jpg" width="250"><br><p> </p>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:16px;">Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği, Haziran Lipödem Farkındalık Ayı kapsamında toplumsal bilinci artırmak amacıyla halka açık bir bilgilendirme toplantısı düzenledi. Gönyeli-Alayköy Belediyesi konferans salonunda gerçekleştirilen etkinlikte, lipödem hastalığının belirtileri, tanı kriterleri, tedavi yöntemleri ve erken teşhisin hayati önemi detaylı bir şekilde masaya yatırıldı.</span></p>

<h3 data-path-to-node="2"> </h3>

<h3 data-path-to-node="2"><span style="font-size:16px;">LİPÖDEM DİĞER HASTALIKLARLA KARIŞTIRILIYOR</span></h3>

<p data-path-to-node="3"><span style="font-size:16px;">Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Kıbrıs Türk Fizyoterapistler Derneği temsilcisi Yardımcı Doç. Dr. Göktuğ Er, lipödemin uzun yıllar boyunca obezite, lenfödem ve venöz yetmezlik gibi rahatsızlıklarla karıştırıldığına dikkat çekti. Er, bu durumun doğru tanı konulmasını ve uygun tedaviye başlanmasını ciddi şekilde geciktirdiğini vurguladı.</span></p>

<h3 data-path-to-node="4"> </h3>

<h3 data-path-to-node="4"><span style="font-size:16px;">"HER KALIN BACAK LİPÖDEM DEĞİLDİR"</span></h3>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:16px;">Uzman Fizyoterapist Emine Kütüküt, lipödemin ağrı, hassasiyet, ciltte kolay morarma, hormonal düzensizlikler ve orantısız yağ dokusu artışıyla kendini gösterdiğini ifade etti. Hastalığın özellikle kadınlarda görüldüğünü ve vücudun alt bölümünü etkilediğini belirten Kütüküt, bunun yalnızca estetik bir kaygı ya da kilo problemi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. İnternetteki bilgi kirliliğine karşı da uyarıda bulunan Kütüküt, şu ifadeleri kullandı:</span></p>

<blockquote data-path-to-node="6">
<p data-path-to-node="6,0"><span style="font-size:16px;">"Her kalın bacak lipödem değildir. Doğru tanı ancak uzmanlar tarafından yapılacak klinik değerlendirme ile konulabilir."</span></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="7"> </h3>

<h3 data-path-to-node="7"><span style="font-size:16px;">DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ</span></h3>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:16px;">Fizyoterapist Özüm Yapıcı, lipödem tedavisinde kompresyon (baskı) cihazlarının kullanılmasının yanlış olduğunu belirterek, hastaya iyi gelecek doğru basıncın ancak manuel lenf drenaj masajı ve özel bandajlama teknikleriyle sağlanabileceğini kaydetti.</span></p>

<p data-path-to-node="9"><span style="font-size:16px;">Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barçın Özcem ise lipödemin sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu ifade etti. Tedavinin multidisipliner (çoklu branş uyumu) bir yaklaşımla planlanması gerektiğini aktaran Özcem, öncelikle koruyucu tedavilerin uygulanması, eşlik eden metabolik ve damarsal problemlerin çözülmesi gerektiğini belirtti.</span></p>

<h3 data-path-to-node="10"> </h3>

<h3 data-path-to-node="10"><span style="font-size:16px;">CERRAHİ MÜDAHALE VE BESLENMENİN ÖNEMİ</span></h3>

<p data-path-to-node="11"><span style="font-size:16px;">Plastik Cerrahi Uzmanı Operatör Dr. İbrahim Meyzin, lipödemli dokunun diyet ve egzersize karşı dirençli olduğunu, ilerleyen aşamalarda cerrahi bir yöntem olan liposuction (yağ aldırma) uygulamasına başvurulabileceğini açıkladı. Meyzin, bu işlemin estetik bir ameliyat olmadığının altını çizerek, komplike ve risk taşıyan bir cerrahi müdahale olduğunu hatırlattı.</span></p>

<p data-path-to-node="12"><span style="font-size:16px;">Uzman Diyetisyen Safir Sorakın da toplantıda lipödem hastalarına yönelik özel beslenme modellerinden örnekler paylaşarak, tedavi sürecinin kalıcı olması için sürdürülebilir bir yaşam tarzı değişikliğinin şart olduğunu vurguladı.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/uzmanlardan-lipodem-le-ilgili-bilgilendirme/10121/</link>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:32:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SKOLYOZDA ERKEN TANI ÖNEMLİ</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/skolyozda-erken-tani-onemli.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="4"> </p>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;">Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Yasin Yurt, "Skolyoz Farkındalık Ayı" kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Skolyozda erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Yurt, tanı alan her bireyin cerrahi müdahaleye ihtiyacı olmadığını, doğru ve zamanında uygulanan tedavi yöntemleriyle birçok çocuk ve gencin sağlığına kavuştuğunu belirtti.</span></p>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:18px;">Skolyozun özellikle büyüme çağındaki çocuk ve ergenleri etkilediğini ifade eden Doç. Dr. Yasin Yurt, hastalığın sinsi ilerleyebileceği konusunda aileleri uyardı.</span></p>

<h3 data-path-to-node="6"> </h3>

<h3 data-path-to-node="6"><span style="font-size:18px;">AİLELER BU BELİRTİLERE DİKKAT ETMELİ!</span></h3>

<p data-path-to-node="7"><span style="font-size:18px;">Skolyozun çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için erken dönemde gözden kaçabildiğini belirten Yurt, ailelerin özellikle 10-18 yaş arasındaki çocuklarında omuz seviyelerinde eşitsizlik, kürek kemiklerinden birinin diğerine göre daha belirgin görünmesi, bel kıvrımlarında gözle görülür asimetri veya öne eğilme sırasında sırtta fark edilen çıkıntı gibi durumlara dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:18px;">Hastalığın tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade eden Yurt, eğrilik ilerledikçe duruş bozukluklarına, estetik kaygılara, fiziksel fonksiyonlarda azalmaya ve çok ileri vakalarda solunum problemlerine neden olabileceğini aktardı.</span></p>

<h3 data-path-to-node="9"> </h3>

<h3 data-path-to-node="9"><span style="font-size:18px;">GAZİMAĞUSA'DA HER 100 ÖĞRENCİDEN BEŞİNDE SKOLYOZ VAR</span></h3>

<p data-path-to-node="10"><span style="font-size:18px;">DAÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü tarafından 2023 yılında yürütülen bilimsel bir çalışmaya da değinen Doç. Dr. Yasin Yurt, çarpıcı veriler paylaştı. Yapılan araştırmada, Gazimağusa bölgesindeki ortaokullarda eğitim gören her 100 öğrenciden beşinde skolyoz varlığı saptandığını açıkladı.</span></p>

<h3 data-path-to-node="11"> </h3>

<h3 data-path-to-node="11"><span style="font-size:18px;">FİZYOTERAPİ VE KİŞİYE ÖZEL EGZERSİZİN ÖNEMİ</span></h3>

<p data-path-to-node="12"><span style="font-size:18px;">Skolyoz tedavisinde fizyoterapinin anahtar bir role sahip olduğunu belirten Yurt, erken dönemde başlanan, kişiye özel planlanan ve bilimsel temellere dayanan skolyoza özgü egzersiz programlarının, eğriliğin ilerlemesini yavaşlatmada veya tamamen kontrol altına almada büyük bir başarı sağladığını sözlerine ekledi.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/skolyozda-erken-tani-onemli/9783/</link>
<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 13:25:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DİNÇYÜREK: İŞİTME SAĞLIĞINDA ERKEN TANI KRİTİK ROL OYNUYOR</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/dincyurek-isitme-sagliginda-erken-tani-kritik-rol-oynuyor.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="1"> </p>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:16px;">Cochlear İmplant Derneği Türkiye ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) iş birliğinde düzenlenen, Kıbrıs İşitme Konuşma Engelliler Vakfı (KİKEV) ve Kıbrıs Koklear İmplant Derneği’nin ev sahipliği yaptığı <b data-index-in-node="225" data-path-to-node="1">“Birlikte Başardık Şimdi İlham Olma Zamanı”</b> adlı etkinlik Yakın Doğu Üniversitesi’nde (YDÜ) başladı.</span></p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:16px;">Yakın Doğu Üniversitesi Büyük Kütüphane’de yer alan ve üç gün sürecek olan programın açılışı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla gerçekleştirildi. Program boyunca işitme sağlığı, koklear implant deneyimleri ve toplumsal farkındalık konuları masaya yatırılacak.</span></p>

<h3 data-path-to-node="3"> </h3>

<h3 data-path-to-node="3"><span style="font-size:16px;">DİNÇYÜREK: "ERKEN TANI VE TEDAVİ KRİTİK ROL OYNUYOR"</span></h3>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:16px;">Etkinliğin açılışında konuşan Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek, işitme sağlığı alanında gerçekleştirilen bu organizasyonun bilime, hastalara ve geleceğe çok önemli katkılar sağlayacağına inandığını belirtti.</span></p>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:16px;">İşitme becerisinin bireyin yaşamındaki hayati önemine dikkati çeken Dinçyürek, bu yetinin eğitim sürecinden meslek hayatına kadar bireyin üretkenliğini ve yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini vurguladı. İşitme becerisinin korunmasında erken tanı ve tedavinin kritik bir rol oynadığını söyleyen Dinçyürek, şu ifadeleri kullandı:</span></p>

<blockquote data-path-to-node="6">
<p data-path-to-node="6,0"><span style="font-size:16px;">“Sağlık Bakanlığı olarak bu etkinlikten ortaya çıkacak sonuçları yakından takip edeceğiz. Bakanlık olarak üzerimize düşecek ne görev varsa yapmaya hazır olduğumuzu açıkça belirtmek isterim.”</span></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="7"> </h3>

<h3 data-path-to-node="7"><span style="font-size:16px;">GENÇ KULLANICILARDAN PERFORMANS VE RESİM SERGİSİ</span></h3>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:16px;">Açılış konuşmalarının ardından sahne alan genç implant kullanıcıları, gerçekleştirdikleri özel performanslar ve video gösterimleriyle katılımcılara duygusal ve ilham verici anlar yaşattı.</span></p>

<p data-path-to-node="9"><span style="font-size:16px;">Geniş bir katılımla başlayan program kapsamında, koklear implant kullanıcılarının el emeği eserlerinden oluşan anlamlı bir resim sergisinin açılışı da gerçekleştirilerek ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/dincyurek-isitme-sagliginda-erken-tani-kritik-rol-oynuyor/9746/</link>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 14:08:42 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇOCUKLARDA SAĞLIKLI GÜNEŞLENME ÖNERİLERİ</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/cocuklarda-saglikli-guneslenme-onerileri_1.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="1"> </p>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:16px;">Pediatri Kurumu, yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneşten bilinçli şekilde yararlanmanın, çocukların hem bugününü hem de gelecekteki cilt sağlığını korumak açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Kurum, çocukluk çağında oluşan güneş yanıklarının, ilerleyen yaşlarda ciddi cilt problemlerine yol açabileceğini ve cilt kanseri riskini artırabileceğini belirterek, doğru korunma yöntemlerinin yaşam boyu sürecek bir sağlık yatırımı olduğunu ifade etti.</span></p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:16px;">Pediatri Kurumu adına açıklamalarda bulunan Dr. Sezin Akansoy Debeş, kontrollü güneş ışığının vücudun doğal D vitamini sentezine büyük katkı sağladığını; ancak güneş ışınlarının en dik ve zararlı olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında çocukların doğrudan güneş altında kalmamasına azami özen gösterilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Debeş, sabahın erken saatleri ile akşamüstü yapılan kısa süreli açık hava etkinliklerinin çocuklar için çok daha güvenli olduğunu belirtti.</span></p>

<h3 data-path-to-node="3"> </h3>

<h3 data-path-to-node="3"><span style="font-size:16px;">6 AYDAN BÜYÜK ÇOCUKLAR İÇİN GÜNEŞ KREMİ REÇETESİ</span></h3>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:16px;">Dr. Sezin Akansoy Debeş, 6 aydan büyük çocukların açık havada uzun süre kalacağı durumlarda güneş koruyucu kullanımına ilişkin önemli kuralları paylaştı. Güneş koruyucu krem, dışarıya çıkmadan yaklaşık 20-30 dakika önce cilde uygulanmalıdır. Kriter olarak en az SPF 30 koruma faktörlü, hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı kalkan oluşturan ve suya dayanıklı ürünler tercih edilmelidir. Koruyucu kremler her iki saatte bir, yüzme sonrasında, yoğun terleme durumunda veya havluyla kurulanmanın ardından mutlaka yeniden sürülmelidir. Ayrıca kremin cilde yeterli miktarda sürülmesi ve ürünlerin son kullanma tarihlerinin geçmemiş olması büyük önem taşımaktadır.</span></p>

<h3 data-path-to-node="5"> </h3>

<h3 data-path-to-node="5"><span style="font-size:16px;">"EN ETKİLİ KORUNMA YALNIZCA KREM DEĞİL, GÖLGE VE KIYAFETTİR"</span></h3>

<p data-path-to-node="6"><span style="font-size:16px;">Güneşten korunmanın sadece kremlere bağlanmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Debeş, korumayı artıracak diğer önlemleri de sıraladı. Çocuklara geniş kenarlı şapkalar, UV korumalı güneş gözlükleri ve ince, açık renkli ancak sık dokunmuş kıyafetler giydirilmesinin en etkili fiziki korunma yöntemleri olduğunu ifade etti.</span></p>

<blockquote data-path-to-node="7">
<p data-path-to-node="7,0"><span style="font-size:16px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="7,0">6 Aydan Küçük Bebeklere Dikkat:</b> Dr. Debeş, 6 aydan küçük bebeklerin kesinlikle doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmaması, her zaman gölgede tutulması ve koruyucu kıyafetlerle muhafaza edilmesi gerektiği konusunda aileleri uyardı.</span></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="8"> </h3>

<h3 data-path-to-node="8"><span style="font-size:16px;">"YAZIN SU TÜKETİMİNİ İHMAL ETMEYİN"</span></h3>

<p data-path-to-node="9"><span style="font-size:16px;">Sıcak havalarda vücudun sıvı dengesini korumanın da güneş koruması kadar kritik olduğunu hatırlatan Dr. Sezin Akansoy Debeş, çocukların gün boyunca düzenli aralıklarla su içmeye teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Debeş, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: "Güneşten bilinçli yararlanmak, güneşten tamamen kaçınmak değil; doğru zamanda ve doğru şekilde korunmaktır."</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/cocuklarda-saglikli-guneslenme-onerileri/9733/</link>
<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 12:16:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TİP 1 DİYABET PROFESYONEL SPORA ENGEL DEĞİL</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/tip-1-diyabet-profesyonel-spora-engel-degil.jpg" width="250"><br><h1 data-path-to-node="0"> </h1>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Şengül Aydın Yoldemir, tip 1 diyabetli bireylerin doğru tedavi, düzenli takip ve uygun beslenme programıyla profesyonel düzeyde spor yapabileceğini belirtti. Hastaneden yapılan açıklamada, tip 1 diyabet tanısı almanın aktif yaşamdan uzaklaşmak anlamına gelmediği vurgulandı.</span></p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Tip 1 diyabetin, pankreasta insülin üreten hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından hasara uğratılması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu hatırlatan Yoldemir, "Hastalık spor yapmaya engel değil. Doğru planlama, doğru tedavi ve düzenli takiple bu bireyler birçok spor dalında önemli başarılara imza atabilir." ifadesini kullandı.</span></p>

<p data-path-to-node="2"> </p>

<h3 data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">SPORUN DİYABET YÖNETİMİNDEKİ ROLÜ VE FAYDALARI</span></h3>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;">Fiziksel aktivitenin tip 1 diyabet yönetiminde kritik bir role sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Yoldemir, düzenli egzersizin sağladığı faydaları şu şekilde sıraladı:</span></p>

<ul data-path-to-node="5">
	<li>
	<p data-path-to-node="5,0,0"><span style="font-size:18px;">Kan şekeri kontrolünün iyileşmesine katkı sağlar ve insülin duyarlılığını artırır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="5,1,0"><span style="font-size:18px;">Kalp-damar sağlığını destekler ve kas gücünü artırır.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="5,2,0"><span style="font-size:18px;">Yaşam kalitesini yükseltir ve bireyin kendine olan güvenini destekler.</span></p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="6"> </p>

<p data-path-to-node="6"><span style="font-size:18px;">Koşu, yüzme, tenis, bisiklet, futbol ve basketbol gibi birçok spor branşının güvenle yapılabileceğini ifade eden Yoldemir, egzersiz planlamasının mutlaka kişiye özel olarak şekillendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</span></p>

<h3 data-path-to-node="7"> </h3>

<h3 data-path-to-node="7"><span style="font-size:18px;">"SPOR ÖNCESİNDE VE SONRASINDA KAN ŞEKERİ TAKİP EDİLMELİ"</span></h3>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:18px;">Spor sırasında kan şekeri seviyelerinde dalgalanmalar yaşanabileceğine dikkat çeken Yoldemir, şu uyarılarda bulundu:</span></p>

<blockquote data-path-to-node="9">
<p data-path-to-node="9,0"><span style="font-size:18px;">"Özellikle uzun süreli egzersizlerde kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) görülebilir. Bazı yoğun antrenmanlarda ise tam tersine kan şekeri yükselmeleri (hiperglisemi) yaşanabilir. Bu nedenle spor öncesinde, sırasında ve sonrasında kan şekeri takibi titizlikle yapılmalı; insülin dozları ile beslenme planı yapılan aktivitenin yoğunluğuna göre düzenlenmelidir."</span></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="10"> </h3>

<h3 data-path-to-node="10"><span style="font-size:18px;">EN GÜNCEL ÖRNEK: ALEXANDER ZVEREV</span></h3>

<p data-path-to-node="11"><span style="font-size:18px;">Dünya genelinde kronik hastalıklarla yaşayan çok sayıda sporcunun uluslararası başarılara imza attığını belirten Yoldemir, bu durumun arkasındaki en büyük gücün doğru takip olduğunu vurguladı.</span></p>

<p data-path-to-node="12"><span style="font-size:18px;">Hastalığını tanıyan, düzenli hekim kontrolüne giden, beslenmesine dikkat eden ve tedavisini aksatmayan bireylerin üst düzey performans sergileyebileceğini ifade eden Yoldemir, güncel bir başarı örneğine de değindi:</span></p>

<p data-path-to-node="13"><span style="font-size:18px;">"Tenis sezonunun ikinci Grand Slam turnuvası olan Fransa Açık'ta (Roland Garros) Alexander Zverev'in şampiyonluğa ulaşması, sporcuların sağlık süreçlerini doğru yönettiklerinde en üst seviyede başarı elde edebileceklerini gösteren çok önemli ve güncel bir örnek oldu."</span></p>

<h3 data-path-to-node="14"> </h3>

<h3 data-path-to-node="14"><span style="font-size:18px;">ÇOCUKLAR VE GENÇLER İÇİN KARİYER ENGELİ DEĞİL</span></h3>

<p data-path-to-node="15"><span style="font-size:18px;">Tip 1 diyabet tanısının çocukların ve gençlerin yaşam hedefleri ya da sportif kariyerleri açısından bir bariyer olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Şengül Aydın Yoldemir, olimpiyatlarda yarışan ve profesyonel spor yaşamını başarıyla sürdüren çok sayıda diyabetli atlet bulunduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>

<p data-path-to-node="16"><span style="font-size:18px;">"Düzenli hekim kontrolü, bireysel gereksinimlere uygun beslenme planı ve etkin tedavi yaklaşımı sayesinde çocuklarımız ve gençlerimiz hem sağlıklı bir yaşam sürdürebilir hem de sportif hedeflerine güvenle ilerleyebilir. Tip 1 diyabet, doğru yönetildiğinde başarıya ulaşmanın önünde bir engel değildir."</span></p>

<blockquote data-path-to-node="18">
<p data-path-to-node="18,0"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="18,0">Önemli Not:</b> Tip 1 diyabetli bireylerin herhangi bir egzersiz veya spor programına başlamadan önce mutlaka kendi takibini yapan endokrinoloji veya iç hastalıkları uzmanına danışması, kişisel insülin ve karbonhidrat hidrasyon planlamasını profesyonel destekle oluşturması gerekmektedir.</span></p>
</blockquote>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/tip-1-diyabet-profesyonel-spora-engel-degil/9172/</link>
<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 11:11:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KANSERE KARŞI DÜNYADA BİR İLK</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/kansere-karsi-dunyada-bir-ilk.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="1"> </p>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">İngiliz bilim insanları, kanser tedavisinde çığır açacak devrim niteliğinde bir aşı geliştirdi. Oxford Üniversitesi ile ilaç firması Moderna ortaklığında yürütülen çalışmada, özellikle genetik olarak yüksek kanser riski taşıyan bireylerde bağırsak ve yumurtalık kanserinin önlenmesi amaçlanıyor. Covid-19 aşılarında başarısını kanıtlayan mRNA teknolojisinin ilk kez kanseri önleme amacıyla kullanılacağı bu tarihi deneme için ilk hasta uygulamalarının bu yaz başlaması planlanıyor.</span></p>

<p data-path-to-node="1"> </p>

<h3 data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">HEDEFTE GİZLİ TEHLİKE "LYNCH SENDROMU" VAR</span></h3>

<p data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">Geliştirilen aşı, öncelikli olarak "Lynch sendromu" adı verilen kalıtsal bir rahatsızlığa sahip kişileri korumayı hedefliyor. İngiltere’de her 300 kişiden birinde görülen bu genetik durum, DNA’yı onarmakla görevli genlerin hasarlı olmasından kaynaklanıyor. Bu sendroma sahip bireylerin hayat boyu bağırsak kanserine yakalanma riski yaklaşık yüzde 80 artarken; yumurtalık, rahim, mide ve pankreas gibi diğer kanser türlerine yakalanma ihtimalleri de çok yüksek seyrediyor.</span></p>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;">Üstelik bu geni taşıyan tahmini 175 bin kişiden yalnızca yüzde 5'i durumun farkında. Aşı, bu kişilerin vücudunda kanser hücreleri henüz oluşmadan, "kanser öncesi" evredeki anormallikleri tespit etmek üzere tasarlandı.</span></p>

<p data-path-to-node="4"> </p>

<h3 data-path-to-node="5"><span style="font-size:18px;">BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE "KANSERLE MÜCADELE KILAVUZU"</span></h3>

<p data-path-to-node="6"><span style="font-size:18px;">mRNA teknolojisiyle üretilen aşı, geleneksel aşılardan farklı bir yöntemle çalışıyor. Vücuda doğrudan zayıflatılmış virüs vermek yerine, hücrelere bağışıklık yanıtı oluşturması için genetik talimatlar iletiyor. Uzmanlar, aşının adeta bir "kullanım kılavuzu" gibi hareket ederek bağışıklık sistemini eğittiğini belirtiyor.</span></p>

<p data-path-to-node="7"><span style="font-size:18px;">Bu sayede savunma mekanizması, Lynch sendromunun tetiklediği hücre mutasyonlarını henüz kansere dönüşmeden fark edip yok edecek. Aşının zaman içinde gücünü koruması için belirli aralıklarla hatırlatma dozlarının yapılması gerekebilecek.</span></p>

<p data-path-to-node="7"> </p>

<h3 data-path-to-node="8"><span style="font-size:18px;">GELECEKTE TÜM KANSER TÜRLERİ İÇİN UMUT OLABİLİR</span></h3>

<p data-path-to-node="9"><span style="font-size:18px;">Bu yaz başlatılacak olan ilk aşamada, hastalar üzerinde en doğru dozaj belirlenecek ve aşının güvenliği test edilecek. Çalışmanın çok merkezli ikinci aşamasının ise 2027 yılında genişletilmesi öngörülüyor. Bilim insanları, aşının sadece Lynch sendromlu hastaları korumakla kalmayacağını, aynı zamanda daha önce kanser atlatmış kişilerin ikinci bir kansere yakalanmasını da önleyebileceğini vurguluyor.</span></p>

<p data-path-to-node="10"><span style="font-size:18px;">Araştırma ekibi, bu denemeden elde edilecek başarı ve bağışıklık verilerinin, gelecekte genetik bağlamı olmayan diğer yaygın kanser türlerine karşı da aşı geliştirilmesinin önünü açacağını ifade ediyor.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/kansere-karsi-dunyada-bir-ilk/9106/</link>
<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 10:21:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AĞIRLIK ANTRENMANLARI ÖLÜM RİSKİNİ AZALTIYOR</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/agirlik-antrenmanlari-olum-riskini-azaltiyor.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">Onlarca yıl süren çalışmalardan elde edilen veriler, uzun bir süre boyunca düzenli direnç veya ağırlık antrenmanı yapmanın kalp hastalığı ve felç kaynaklı ölüm olasılığını ciddi oranda düşürdüğünü ortaya koydu. Elde edilen faydalar arasında nörolojik hastalıklardan ölüm riskinin azalması da yer alıyor. Uzmanlar, bu sonuçların güçlendirme antrenmanlarının sağlığın bozulmasını önlemede veya geciktirmede yardımcı olabileceğine ve aşırı yük altındaki sağlık hizmetleri üzerindeki baskıyı hafifletebileceğine dair yeni bir kanıt sunduğunu ifade etti.</span></p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Koşu, bisiklet veya yüzme gibi aerobik egzersizlerin faydaları uzun zamandır biliniyor. İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), düzenli aerobik aktivitenin stres azaltma ve özgüven artırma gibi etkilerinin yanı sıra kalp hastalığı, felç ve tip 2 diyabet riskini düşürebileceğini belirtiyor. Ancak güçlendirme antrenmanlarının ölüm riskini azaltmadaki rolü şimdiye kadar bu kadar net değildi. Bu durum artık değişmeye başladı.</span></p>

<h3 data-path-to-node="3"> </h3>

<h3 data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">ÖLÜM RİSKİNDE BELİRGİN DÜŞÜŞ</span></h3>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;">Araştırmacılar, 30 yılı aşkın bir süre boyunca 147 bin 374 erkek ve kadının katıldığı üç farklı çalışmanın verilerini inceledi. Haftada düzenli olarak 90 dakika ile iki saat arasında ağırlık antrenmanı yapanların, herhangi bir nedene bağlı erken ölüm riskini yüzde 13 oranında azalttığı tespit edildi. Kalp krizi veya felç gibi kardiyovasküler hastalıklardan ölme riski yüzde 19 daha düşük çıkarken, demans gibi nörolojik hastalıklara bağlı ölüm oranındaki düşüş yüzde 27 ile daha da yüksek bir seviyede gerçekleşti.</span></p>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:18px;">Araştırmacılar, en düşük risklerin hem yüksek düzeyde aerobik egzersiz hem de güçlendirme antrenmanı yapan kişilerde görüldüğü sonucuna varırken, her iki egzersiz türünü birleştiren en aktif grupta erken ölüm riskinin yüzde 58'e varan oranda azaldığı belirlendi. Ancak haftada iki saatten fazla güçlendirme antrenmanı yapmanın ekstra bir fayda sağlamadığı da ortaya kondu.</span></p>

<h3 data-path-to-node="6"> </h3>

<h3 data-path-to-node="6"><span style="font-size:18px;">KEMİK SAĞLIĞI VE ZİHİNSEL FONKSİYONLARA KATKI</span></h3>

<p data-path-to-node="7"><span style="font-size:18px;">Uzmanlar, ağırlık antrenmanlarının özellikle eklem ağrısı, enerji düşüklüğü, yavaş metabolizma ve kilo alma sorunları yaşayan kişilere yardımcı olduğunu belirtti. Güç antrenmanlarının kan şekeri seviyelerini yönetmeye, eklem ağrılarını hafifletmeye ve kemikleri güçlendirmeye katkı sağladığı ifade edildi. Ağırlık çalışmanın beyin sağlığı üzerinde de olumlu etkileri olduğunu kaydeden uzmanlar, kişilerin iş yerinde daha iyi odaklanabildiğini, hafızalarının güçlendiğini ve bilişsel fonksiyonlarında gelişim gördüklerini aktardı.</span></p>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:18px;">Fiziksel aktivitenin daha sağlıklı, daha müreffeh ve daha mutlu toplumların anahtarı olduğunu vurgulayan yetkililer, güç temelli fiziksel aktivitenin özellikle sağlıklı yaşlanmayı desteklemede, hareketliliği ve bağımsızlığı korumada güçlü bir araç olduğunu sözlerine ekledi.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/agirlik-antrenmanlari-olum-riskini-azaltiyor/8788/</link>
<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:24:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GENÇLERİN BEŞTE BİRİ YAPAY ZEKADAN PSİKOLOJİK DESTEK ALIYOR</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/genclerin-beste-biri-yapay-zekadan-psikolojik-destek-aliyor.jpg" width="250"><br><p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Araştırma kuruluşu RAND tarafından yapılan ve sonuçları JAMA Pediatrics dergisinde yayımlanan çalışma, yapay zekâ kullanımının gençlerin arasında hızla arttığını gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">2025 yılının başlarında yapılan benzer bir ankette gençlerin yüzde 13'ü psikolojik tavsiye için sohbet robotlarına başvurduğunu belirtirken, kasım ayındaki son ankette bu oran yüzde 19'a yükseldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">RAND Kıdemli Politika Araştırmacısı ve çalışmanın başyazarı Ryan McBain, "Bu üzücü bir tablo. Gençlerin çevrelerindeki insanlarla rahatça iletişim kurabilecekleri, kendilerini güvende hissedecekleri destekleyici ilişkilere sahip olmalarını umarsınız." değerlendirmesinde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Yaşları 12 ile 21 arasında değişen katılımcılarla yapılan araştırmada, gençlerin büyük çoğunluğunun sohbet robotlarından aldıkları tavsiyeleri faydalı bulduğu görüldü. Katılımcıların yaklaşık yüzde 63'ü ise terapi amacıyla yapay zekâ kullandığını kimseye söylemediğini ifade etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Uzmanlar, lisanslı ruh sağlığı uzmanlarının eksikliği veya bu hizmetlere erişimin zor olması nedeniyle gençlerin yapay zekayı bir alternatif olarak gördüğünü tahmin ediyor. Ancak ChatGPT'nin geliştiricisi OpenAI'dan alınan veriler, haftalık bazda 1,2 milyon kullanıcının intihar düşüncesini ima eden ifadeler kullandığını gösteriyor.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><strong>"YAPAY ZEKÂ PSİKOZU" VE ASILSIZ ONAYLAMA TEHLİKESİ</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Ruh sağlığı uzmanları, sohbet robotlarının kullanıcıyı aşırı derecede onaylayacak şekilde tasarlandığına dikkat çekerek bu durumun hassas bireylerde sanrıları tetikleyebileceği veya şiddetlendirebileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar bu tabloyu "yapay zekâ psikozu" olarak adlandırıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">UC Berkeley Kavli Etik, Bilim ve Toplum Merkezi Eş Direktörü psikiyatrist Dr. Jodi Halpern, erken gençlikten yirmili yaşların başına kadar olan dönemin, bireylerin diğer insanlarla en yoğun bağları kurduğu evre olduğunu belirtti. Halpern, "Sohbet robotlarının insanmış gibi davranmasını, size değer verdiğini veya hisleri olduğunu iddia etmesini asla istemem. İlişkisel yönleri taklit etmemeliler." diyerek parasosyal ilişki tehlikesine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Yapay zekâ şirketleri ise artan güvenlik endişeleri karşısında çeşitli davalarla karşı karşıya kalıyor. California'da bir çift, oğullarının intiharına ChatGPT'nin zemin hazırladığı iddiasıyla dava açarken, Florida Başsavcısı James Uthmeier de platformun bağımlılık, bilişsel gerileme ve intihar riski barındırdığı gerekçesiyle OpenAI ve Sam Altman'a dava açtığını duyurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">OpenAI sözcüsü, kriz tespit sistemleri ve ebeveyn denetimleri gibi koruyucu mekanizmalar geliştirdiklerini savunurken; bir diğer popüler platform Character.AI ise ocak ayında benzer gerekçelerle açılan davalarda uzlaşmaya gittiğini ve 18 yaş altındaki kullanıcıların yapay zekâ karakterleriyle sohbet etmesini yasakladığını bildirdi.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><strong>EYALETLER YASAL DÜZENLEMELER İÇİN HAREKETE GEÇTİ</strong><br />
Yapay zekânın ruh sağlığı alanındaki kullanımını denetlemek adına bazı ABD eyaletleri yasal adımlar atmaya başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">California ve New York, sohbet robotlarının intihar veya kendime zarar verme düşüncelerini körüklemesini engelleyecek ve kullanıcıları acil destek hatlarına yönlendirecek yasal zorunluluklar getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;">Illinois eyaleti ise yapay zekânın terapi amacıyla kullanılmasını tamamen yasaklayan daha katı bir yasayı onayladı.</span></span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/genclerin-beste-biri-yapay-zekadan-psikolojik-destek-aliyor/8707/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:17:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİLİNÇSİZ GLÜTENSİZ DİYETİ ZARAR GETİREBİLİR!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/bilincsiz-glutensiz-diyeti-zarar-getirebilir.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="4"><span style="font-size:16px;">Dünya genelinde binlerce kişinin çölyak hastası olduğunu bilmeden yaşadığı tahmin ediliyor. Toplumda her 100 kişiden 1'inde görülen ve genellikle "sessiz" ilerleyen çölyak hastalığına karşı uyarıda bulunan tıp dünyası, kesin bir tanı almadan bilinçsizce glütensiz beslenmeye yönelmenin faydadan çok zarar getirebileceğine dikkati çekiyor.</span></p>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:16px;">Glüten tüketen kişilerde ince bağırsak hasarına yol açan bir bağışıklık sistemi reaksiyonu olan çölyak hastalığı, belirtilerinin başka rahatsızlıklarla benzerlik göstermesi nedeniyle yıllarca teşhis edilemeyebiliyor. Uzmanlar, hastaların büyük bir kısmının henüz resmi bir tanı almadığını vurguluyor.</span></p>

<p data-path-to-node="5"> </p>

<h3 data-path-to-node="6"><span style="font-size:16px;">GEÇ TEŞHİS KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR</span></h3>

<p data-path-to-node="7"><span style="font-size:16px;">Hastalığın geç teşhis edilmesi vücutta ciddi hasarlara yol açabiliyor. Kronik anemiler (kansızlık) bu durumların başında gelirken, hastalığın bağırsakta "lenfoma" adı verilen özel bir kanser türünün gelişmesine de neden olabileceği belirtiliyor.</span></p>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:16px;">Özellikle gençlerde nedeni açıklanamayan demir, B12 ve folik asit eksikliklerinin yanı sıra kronik ishal, karında şişkinlik ve ani kilo kaybı gibi şikayetlerin bulunması durumunda, bağırsakta bir emilim problemi olup olmadığının mutlaka araştırılması gerekiyor.</span></p>

<p data-path-to-node="8"> </p>

<h3 data-path-to-node="9"><span style="font-size:16px;">TEK TEDAVİ YÖNTEMİ SIKI BİR DİYET</span></h3>

<p data-path-to-node="10"><span style="font-size:16px;">Çölyak hastalığında erken teşhis, hem yaşam kalitesini artırıyor hem de ilerleyen süreçte gelişebilecek diğer sistemik hastalıkların önüne geçiyor. Hastalığın bilinen tek tedavi yöntemi ise ömür boyu sürecek sıkı bir glütensiz diyet. Bu diyete düzenli bir şekilde dikkat edildiğinde hastalıktan kaynaklanan neredeyse bütün olumsuz bulgular tamamen geriliyor.</span></p>

<p data-path-to-node="10"> </p>

<h3 data-path-to-node="11"><span style="font-size:16px;">TANI ALMADAN DİYETE BAŞLAMAK METABOLİZMAYI BOZUYOR</span></h3>

<p data-path-to-node="12"><span style="font-size:16px;">Son yıllarda çölyak hastası olmadığı halde sadece sağlıklı yaşam ya da hızlı kilo verme amacıyla glütensiz beslenmeye yönelen kişilerin sayısı hızla artıyor. Ancak tıbbi bir zorunluluk olmadan glütenin beslenme programından tamamen çıkarılması ciddi riskleri beraberinde getiriyor.</span></p>

<p data-path-to-node="13"><span style="font-size:16px;">Glüten kesildiğinde, beslenmede onun yerine konulan yiyeceklerin genellikle meyveler ya da patates gibi nişasta ve şeker oranı yüksek gıdalar olduğuna dikkat çekiliyor. Bu durumun da vücudun metabolik dengesini olumsuz yönde etkileyerek farklı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısı yapılıyor.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/bilincsiz-glutensiz-diyeti-zarar-getirebilir/8572/</link>
<pubDate>Sat, 30 May 2026 11:56:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KURBAN ETİNE DİKKAT!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/kurban-etine-dikkat.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="4"><span style="font-size:16px;">Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (KTMMOB) Gıda Mühendisleri Oda Başkanlığı, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde halk sağlığı, gıda güvenliği ve çevre sağlığını doğrudan ilgilendiren çok önemli bilimsel uyarılarda bulundu. Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Beste Oymen tarafından yapılan yazılı açıklamada, Kurban Bayramı’ndaki hayvan kesimlerinin sıradan bireysel uygulamalar olarak görülmemesi gerektiği, sürecin hayvan refahından çevre korumaya kadar çok yönlü bir vizyonla yönetilmesinin şart olduğu vurgulandı. Özellikle kesim işleminin tamamlanmasının ardından etin taşınması, parçalanması, dinlendirilmesi ve muhafaza edilmesi aşamalarında yapılan teknik hataların halk sağlığını doğrudan tehdit eden gıda zehirlenmelerine zemin hazırladığı ifade edildi.</span></p>

<p data-path-to-node="4"> </p>

<h2 data-path-to-node="5"><span style="font-size:16px;">GÜVENLİ GIDA TÜKETİMİ İÇİN VETERİNER KONTROLÜ VE HİJYENİK KESİM ŞART</span></h2>

<p data-path-to-node="6"><span style="font-size:16px;">Açıklamada, sağlıklı bir et tüketim sürecinin henüz kurbanlık hayvan seçimi aşamasında başladığına dikkat çekildi. Kurbanlık olarak tercih edilecek hayvanların mutlaka veteriner hekim kontrolünden geçmiş, resmi kayıtları bulunan ve sağlıklı görünümlü sürüler arasından titizlikle seçilmesi gerektiği belirtildi. Hastalık belirtisi gösteren, aşırı zayıf veya genel sağlık durumu uygun olmayan hayvanların halk sağlığı açısından büyük risk taşıdığı hatırlatıldı. Bununla birlikte kesimlerin kesinlikle yetkili kurumlarca belirlenmiş yasal kesim alanlarında yapılması gerektiği, gelişi güzel ve uygunsuz koşullarda yapılan kesimlerin çevre kirliliğiyle birlikte mikrobiyolojik riskleri de beraberinde getirdiği kaydedildi. Kesim alanlarındaki yüzey ve ekipmanların temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir olması, kesim anında kesintisiz temiz su temininin sağlanması, kan, iç organ ve deri gibi atıkların çevreye zarar vermeden uygun şekilde yönetilmesi ve temiz ile kirli alan ayrımının yapılarak çapraz bulaşmanın önlenmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca hem hayvana eziyet edilmesinin önüne geçilmesi hem de hijyen standartlarının tam olarak yakalanması için kesimlerin mutlak surette uzman ve ehil personeller tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğinin altı çizildi.</span></p>

<h2 data-path-to-node="7"> </h2>

<h2 data-path-to-node="7"><span style="font-size:16px;">SICAK ETİN POŞETE KONULMASI İKİNCİ GÜNDE KOKUŞMA VE YEŞİLLENMEYE YOL AÇIYOR</span></h2>

<p data-path-to-node="8"><span style="font-size:16px;">Sağlıklı şartlarda kesim yapılmış olsa dahi, elde edilen etin doğru yöntemlerle muhafaza edilmemesi durumunda çok hızlı bir bozulma sürecinin başlayacağı uyarısı yapıldı. Hayvan kesildikten hemen sonra etin sıcak haliyle buzdolabına konulmaması gerektiğini belirten oda yetkilileri, etlerin güneş altında bırakılmadan, serin ve hava alan bir ortamda dışarıda dinlendirilmesi gerektiğini aktardı. Özellikle yaz aylarına rast gelen bu dönemde yüksek ortam sıcaklıklarının bakteriyel üremeyi muazzam ölçüde hızlandırdığı ifade edildi. Etlerin mümkün olan en kısa sürede dışarıda ilk sıcaklığını atması sağlandıktan sonra, üzerleri açık kaplarda buzdolabı şartlarında, yani artı 4 santigrat derecede 5 ile 12 saat arasında bekletilmesi gerektiği kaydedildi. Kurbanlık etler henüz kesim sıcaklığındayken poşet içine konulur veya hava alamayacak şekilde büyük parçalar halinde üst üste yığılırsa, buzdolabı soğukluğunun etin iç kısımlarına ulaşamayacağı açıklandı. Hava alamayan bu iç kısımlarda ikinci gün gibi çok kısa bir sürede bozulma, kokuşma ve yeşillenme görüleceği, bu durumun da ağır gıda zehirlenmelerine neden olacağı bildirildi. Bu şekilde bozulan etlerin kesinlikle tüketilmeden imha edilmesi gerektiği, ayrıca sıcak etlerin dolaba yığılmasının içerideki diğer gıdaların da sıcaklık dengesini bozarak genel bir mikrobiyolojik tehlike yarattığı vurgulandı. Sakatatlar ile gövde etlerinin de kesinlikle aynı ortamda bulundurulmaması ve birlikte muhafaza edilmemesi gerektiği hatırlatıldı.</span></p>

<h2 data-path-to-node="9"> </h2>

<h2 data-path-to-node="9"><span style="font-size:16px;">ETİ DİREKT DONDURMAK DOKU HASARINA VE VİTAMİN KAYBINA NEDEN OLUYOR</span></h2>

<p data-path-to-node="10"><span style="font-size:16px;">Mühendislik ilkeleri gereği taze etin kesilir kesilmez doğrudan dondurucuya atılmaması gerektiği, bunun ette ciddi kusurlar yarattığı belirtildi. Et direkt dondurulduğunda içindeki biyokimyasal reaksiyonların aniden durduğunu, daha sonra et çözündürülürken bu reaksiyonların kontrolsüz geliştiğini belirten uzmanlar, bu durumun etin aşırı su salmasına, salınan suyla birlikte büyük bir vitamin ve mineral kaybına, kas liflerinin kısalmasına ve neticede lezzetsiz, sert bir et yapısının oluşmasına neden olduğunu açıkladı. Bu kusurları önlemek amacıyla etin öncelikle artı 4 santigrat derecedeki buzdolabında olgunlaşma reaksiyonlarını tamamlaması, dondurma aşamasına daha sonra geçilmesi gerektiği aktarıldı. Dondurulmuş etlerin çözdürüldükten sonra derhal tüketilmesi gerektiği ve asla yeniden dondurulmaması gerektiği önemle ifade edildi. Kurbanlık etin normal buzdolabı koşullarında dayanma süresinin parça büyüklüğüne göre en fazla 3 ile 4 gün, kıymada ise 1 ile 2 gün olduğu, uzun süreli saklamalar için eksi 18 derece derin dondurucuların kullanılması ve bu sürenin de 4 ile 6 ayı geçmemesi gerektiği belirtildi. Etlerin taşınması esnasında da soğuk zincirin kırılmaması adına soğutucu çantalar veya buz akülü kapların tercih edilmesi önerildi.</span></p>

<h2 data-path-to-node="11"> </h2>

<h2 data-path-to-node="11"><span style="font-size:16px;">AZ PİŞMİŞ ET TÜKETİMİ VE ÇAPRAZ BULAŞMA RİSKİNE KARŞI SIKI ÖNLEMLER</span></h2>

<p data-path-to-node="12"><span style="font-size:16px;">Gıda Mühendisleri Odası, etlerin tüketim ve mutfaktaki işleme aşamalarına dair de hayati uyarılarda bulundu. Etlerin kesinlikle çiğ ya da az pişmiş olarak tüketilmemesi, etin tam merkez noktası da dahil olmak üzere iyice pişene kadar, yani en az 75 santigrat derece iç sıcaklığa ulaşana kadar pişirme işlemine devam edilmesi gerektiği vurgulandı. Mutfaktaki en büyük tehlikelerden biri olan çapraz bulaşmayı önlemek amacıyla, çiğ etle temas eden kesme tahtaları, bıçaklar ve tezgah yüzeylerinin pişmiş ürünlerin hazırlığında kesinlikle kullanılmaması, çiğ ve pişmiş ürünlerin tamamen birbirinden ayrı tutulması veya bu yüzeylerin her işlemden sonra çok sıkı bir şekilde temizlenip dezenfekte edilmesi gerektiği belirtilerek açıklama sonlandırıldı.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/kurban-etine-dikkat/8225/</link>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 17:30:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DEPRESYON KUMAR OYNAMA BOZUKLUĞUNU TETİKLİYOR</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/depresyon-kumar-oynama-bozuklugunu-tetikliyor.jpg" width="250"><br><p><span style="font-size:16px;">Yeşilay'dan yapılan açıklamaya göre, Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi ve Addicta'nın Baş Editörü Prof. Dr. Hakan Coşkunol, İrem Peker ve Oğuz Peker tarafından yürütülen çalışmada, kumar oynama bozukluğu nedeniyle yardım arayan 60 erkek hasta incelendi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Katılımcıların yaş ortalaması 35 olarak kaydedilirken, çalışmada depresyon şiddeti, kumar davranışının düzeyi ve tedavi motivasyonu birlikte değerlendirildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Bulgulara göre, depresyon düzeyi yükseldikçe kumar davranışının şiddeti de artış gösterdi. Aynı zamanda bireylerde kumarı durduramama düşüncesinin daha baskın hale geldiği ve tedaviye duyulan güvenin azaldığı görüldü.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Araştırma, kumar sorunu ağırlaştıkça bireylerin tedaviye daha çok dışsal nedenlerle yöneldiğini ortaya koydu. Buna göre maddi kayıplar, aile baskısı ve sosyal sorunların bu süreçte belirleyici olabildiği belirtildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Araştırmaya göre, birçok kişi kumarı bir kazanç yolu ya da çıkış kapısı olarak görüyor. Özellikle "kazanma sırası bende" düşüncesi, en yaygın yanılgılardan biri olarak öne çıkıyor. Bu düşünce güçlendikçe kumarda geçirilen süre ve harcanan para artıyor, kişiler kumarı bırakmakta daha fazla zorlanıyor. Uzun süre devam eden kumar davranışıyla birlikte bu düşünceler daha da yerleşiyor. Zamanla kişi kontrolün kendisinde olduğunu düşünse de süreç giderek zorlaşıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Çalışmada katılımcıların büyük bölümünde başka ruhsal sorunların da olduğu görüldü. Katılımcıların yüzde 68,3'ünde en az bir psikiyatrik sorun tespit edilirken, en sık görülen durumun depresyon olduğu belirlendi. Depresyon tanısı bulunanların oranı ise yüzde 35 olarak kaydedildi.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Araştırma, ek ruhsal sorunları olmayan bireylerin destek alma konusunda daha istekli olduğunu gösterirken, buna karşılık depresyon ve diğer sorunların eşlik ettiği durumlarda bu isteğin azalması dikkati çekti.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Sonuç olarak araştırma, kumar davranışının sadece bir alışkanlık olarak değil, kişinin ruh hali ve düşünce biçimiyle birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px;">Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Hakan Coşkunol, "Kumar oynama bozukluğu çoğu zaman yalnızca maddi kayıplarla konuşuluyor. Oysa yaptığımız araştırma gösteriyor ki sürecin çok güçlü bir ruh sağlığı boyutu var. Depresyon derinleştikçe kişi kumar davranışını kontrol etmekte daha fazla zorlanabiliyor, kumar davranışı ağırlaştıkça da umutsuzluk ve psikolojik yük artabiliyor. Bu nedenle kumar bağımlılığı kişinin ruhsal durumu, düşünce kalıpları ve yaşam koşulları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir." ifadelerini kullandı.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/depresyon-kumar-oynama-bozuklugunu-tetikliyor/8193/</link>
<pubDate>Fri, 22 May 2026 11:01:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>UZMAN IŞIL ERDOĞAN, "ÇÖLYAK" HASTALIĞI HAKKINDA BİLGİLENDİRME YAPTI</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/uzman-isil-erdogan-colyak-hastaligi-hakkinda-bilgilendirme-yapti.jpeg" width="250"><br><p><span style="font-size:18px;">Çocuk Gastroentereloji, Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı Işıl İnan Erdoğan, Çölyak Haftası dolayısıyla hastalık hakkında bilgilendirme yaptı. </span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Çölyak hastalığının, "gluten" adı verilen proteine karşı gelişen bağışıklık sistemi aracılı bir hastalık olduğunu belirten Erdoğan, bağırsaklarda hasar oluşturduğu ve birçok sistemi etkileyebildiği için mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">9–16 Mayıs Dünya Çölyak Haftası dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada Erdoğan, Çölyak hastalığının; halk arasında sıkça karıştırılan "gluten hassasiyeti" ve "buğday alerjisi" gibi farklı hastalıklardan ayrılması gerektiğine işaret etti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">“Çölyak hastaları için glutensiz beslenme bir tercih değil, tıbbi bir zorunluluktur” diyen Erdoğan, erken tanı, doğru beslenme ve bilinçli toplum desteği ile Çölyak hastalarının sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürebileceğini belirtti. </span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Erdoğan, Çölyak hastalığının klasik ve ağır formlarının özellikle bir yaş civarındaki çocuklarda şiddetli ishal, kilo alamama ve büyüme geriliği gibi bulgularla erken dönemde tanı alabildiğini ancak daha hafif seyreden formlarının çocukluk çağının ilerleyen dönemlerinde, ergenlikte hatta erişkin yaşta dahi tanı alabilir olduğunu kaydetti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Çölyak hastalığının en sık, karın ağrısı, ishal, şişkinlik, kabızlık ve gaz gibi gastrointestinal sistem yakınmaları ile ortaya çıktığına işaret eden Erdoğan, açıklanamayan şikayetleri olan bireylerde çölyak hastalığının akılda tutulması ve gerekli tetkiklerin yapılması gerektiğini belirtti. </span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Erdoğan, özellikle birinci derece akrabalarında Çölyak hastalığı bulunan kişilerde, tip 1 diyabet, otoimmün tiroid hastalığı ve Down sendromu gibi bazı ek hastalıkları olan bireylerde Çölyak hastalığının daha sık görülebildiğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Erdoğan, Çölyak hastalığının tanısının öncelikle kanda bakılan özel antikor testleri ile araştırılabildiğini, Çölyak hastalığında bağışıklık sistemi aracılı otoimmün bir süreç söz konusu olduğundan tanı için Çölyak hastalığına özgü antikorların pozitifliğinin önem taşıdığını kaydetti.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Çölyak hastalığının tek etkin tedavisinin ömür boyu glutensiz diyet olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Düzenli ve sıkı glutensiz beslenme ile hastaların şikayetleri büyük ölçüde düzelmekte ve bağırsak iyileşmesi sağlanabilmektedir” dedi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">“Çapraz bulaş” konusunun da büyük önem taşıdığına işaret eden Erdoğan, “Çapraz bulaş”ın daha önce glutenli ürünlerle temas etmiş yüzeyler, mutfak ekipmanları veya üretim hatları aracılığıyla glutenin gıdalara istemeden geçmesi durumu olduğunu aktardı.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/uzman-isil-erdogan-colyak-hastaligi-hakkinda-bilgilendirme-yapti/7904/</link>
<pubDate>Sat, 16 May 2026 15:15:08 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KTTB: ÇOCUKLUK ÇAĞI OBEZİTESİ GİDEREK ARTIYOR</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/kttb-cocukluk-cagi-obezitesi-giderek-artiyor.jpg" width="250"><br><p> </p>

<p><span style="font-size:18px;">Kıbrıs Türk Tabipler Birliği (KTTB), çocukluk çağı obezitesinin hem dünyada hem de ülkede giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu hâline geldiğini belirtti ve sağlıklı beslenme ile harekete önem verilmesi konusunda uyarılarda bulundu.  </span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Birlik adına Dr. Keziban Toksoy Adıgüzel ile Dr. Sevim Onguner açıklama yaptı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre son 20 yılda çocuk ve ergenlerde obezite sıklığının yaklaşık üç kat arttığı belirtilen açıklamada, Türkiye’de her beş çocuktan birinin fazla kilolu veya obez olduğuna dikkat çekildi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Açıklamada, obezitenin diyabet, hipertansiyon, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiği için erken dönemde fark edilmesinin büyük önem taşıdığı vurgulandı. Açıklamada, teknolojinin günlük yaşamda daha fazla yer almasının yanında hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve yüksek kalorili hazır gıdaların tüketimindeki artışın, çocuklarda kilo problemlerini ciddi boyutlara taşıdığı ifade edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Açıklamada, çocukluk çağı obezitesinin vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikmesi olduğu belirterek, değerlendirmelerin yaş ve cinsiyete göre “vücut kitle indeksi (VKİ)” üzerinden yapıldığı, VKİ’nin yüzde 85–95 persentil arasında olmasının “fazla kilolu”, yüzde 95’in üzerinde olmasının ise “obezite” olarak değerlendirildiği aktarıldı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Açıklamada ayrıca obezitenin yalnızca estetik bir sorun olmadığı, diyabet, uyku bozuklukları, hipertansiyon, karaciğer yağlanması ve psikolojik sorunlara yol açabildiği de ifade edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">KTTB, pediatrik obezite tedavisinde hedefin yalnızca kilo vermek değil, çocuklara sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak olduğunu belirterek, tedavi sürecinin çocuk, aile ve sağlık ekibinin birlikte yürütmesi gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Açıklamada, obezitenin başlıca nedenleri arasında fast-food tüketimi, şekerli içecekler, uzun ekran süreleri, fiziksel aktivite azlığı, düzensiz uyku, ailede obezite öyküsü ile bazı hormonal ve genetik hastalıkların yer aldığı ifade edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Açıklamada, ailelere, "hızlı kilo artışı, yaşıtlarına göre belirgin kilolu görünüm, nefes darlığı veya çabuk yorulma, horlama ve uyku problemleri, boyun ve koltuk altlarında koyu renkli cilt kalınlaşması, erken ergenlik belirtilerine" dikkat etmesi uyarısı yapıldı. Açıklamada, bu bulguların metabolik veya hormonal sorunların habercisi olabileceği kaydedildi.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">KTTB, sağlıklı beslenme, şekerli içeceklerin azaltılması, günlük fiziksel aktivitenin artırılması, ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığının önemine dikkat çekti. Büyüme çağındaki çocuklarda kilo artışının dikkatle değerlendirilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, obeziteye eşlik eden hormonal veya genetik nedenlerin bulunabileceği için çocuk endokrinolojisi değerlendirmesinin gerekli olduğu ifade edildi ve “Her kilolu çocuk obez olmayabilir ancak hızlı kilo artışı mutlaka uzman kontrolü gerektirir” denildi.</span></p>

<p><img src="https://tak.gov.ct.tr/upload/news/1778927513688KTTB%20Obezite%201.png" style="height: 500px; width: 500px;" /><img src="https://tak.gov.ct.tr/upload/news/1778927513689KTTB%20Obezite%202.png" style="width: 500px;" /></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/kttb-cocukluk-cagi-obezitesi-giderek-artiyor/7903/</link>
<pubDate>Sat, 16 May 2026 14:27:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GIDA ANALİZ SONUÇLARI</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/sagliksiz-urunlere-tarim-dairesi-engeli.png" width="250"><br><p><span style="font-size:22px;">Tarım Dairesi’nin haftalık gıda denetimlerinde, ithal kivide limit üstü, yerli sivri biberde ise tavsiye dışı bitki koruma ürünü tespit edildi.</span></p>

<p><span style="font-size:22px;">Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 8-14 Mayıs tarihlerini kapsayan denetimlerde ithal ürünlerden alınan 21 numunenin 20’si, yerli ürünlerden alınan 31 numunenin ise 30’u temiz çıktı.</span></p>

<p><span style="font-size:22px;">Açıklamada, Onbaşı İşl. Ltd.’e ait ithal kivide limit üstü bitki koruma ürünü tespit edilmesi nedeniyle ürünün menşeine iade edildiği belirtildi.</span></p>

<p><span style="font-size:22px;">Yerli ürünlerde ise Tepebaşı köyünde üretim yapan Savaş Ozan’a ait sivri biberde tavsiye dışı bitki koruma ürünü tespit edildiği, bu nedenle ürünün imha edildiği kaydedildi.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/gida-analiz-sonuclari/7858/</link>
<pubDate>Fri, 15 May 2026 18:04:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AÇIK GIDALARDAKİ GİZLİ TEHLİKE</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/acik-gidalardaki-gizli-tehlike.jpg" width="250"><br><p><span style="font-size:18px;">Tüketiciler arasında yaygın olan "doğal olan sağlıklıdır" algısı, özellikle denetimsiz ortamlarda açıkta satılan gıdalar söz konusu olduğunda ciddi bir güvenlik riskine dönüşebiliyor. Uzmanlar, bir ürünün sadece "doğal" olarak pazarlanmasının onun güvenli olduğu anlamına gelmediğini, asıl belirleyici unsurun üretim hijyeni ve saklama koşulları olduğunu vurguluyor. Kayıt dışı ve denetimsiz şekilde tüketiciye ulaşan açık gıdalar, üretimden dağıtıma kadar birçok belirsizliği beraberinde getiriyor.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:18px;">MİKROBİYOLOJİK RİSKLER VE GÖRÜNMEYEN ZEHİRLER</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Açıkta satılan baharat, çiğ süt ve benzeri ürünlerde en büyük tehdidi mikrobiyolojik riskler oluşturuyor. Bilimsel olarak ısıl işlem veya fermantasyon gibi yöntemlerin gıdayı daha güvenli hale getirdiği kabul edilirken, bu işlemlerden geçmemiş ve açıkta bırakılmış ürünler dışarıdan gelebilecek her türlü safsızlığa maruz kalıyor. Bu durum özellikle mikotoksin ve aflatoksin gibi, gözle görülmeyen ancak vücutta zamanla birikerek organ tahribatına ve uzun vadede kanser gibi ağır hastalıklara yol açabilen toksik maddelerin oluşumuna zemin hazırlıyor. Bu nedenle izlenebilirliği olan paketli gıdaların tercih edilmesi, sağlığın korunması açısından kritik bir adım olarak öne çıkıyor.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:18px;">PİŞİRME YÖNTEMLERİNDEKİ KRİTİK HATALAR</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Gıda güvenliği sadece ürün seçimiyle sınırlı kalmayıp, mutfaktaki hazırlama ve pişirme yöntemlerini de kapsıyor. Özellikle mangal gibi yüksek ısı ve yoğun dumana maruz kalınan yöntemlerde, etin ateşe çok yakın olması durumunda yağın yanmasıyla oluşan duman gıdaya temas ediyor. Bu dumanla birlikte PAH olarak adlandırılan zararlı bileşiklerin etlere geçmesi, ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Bu sebeple pişirme sırasında ateşle mesafe ve duman kontrolü büyük önem taşıyor.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:18px;">İZLENEBİLİRLİK VE AMBALAJ KONTROLÜNÜN ÖNEMİ</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Güvenilir gıda tüketimi için ürünün kökeninin bilinmesi ve şeffaf bir üretim sürecinden geçmesi gerekiyor. Günümüzde gelişen barkod ve izlenebilirlik sistemleri sayesinde tüketiciler, aldıkları ürünün menşeine ve tüm üretim safhalarına kolayca ulaşabiliyor. Bu noktada tüketicilerin satın alma aşamasında bazı temel kuralları ihmal etmemesi gerekiyor:</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Deforme olmuş, paslanmış, ezilmiş veya şişmiş konserveler kesinlikle satın alınmamalıdır. Şüpheli görülen, rengi veya kokusu değişmiş ürünlerin tadına dahi bakılmadan imha edilmesi gerekir.Denetim mekanizmasına dahil olan, ambalajlı ve barkod sistemiyle izlenebilirliği sağlanan ürünler her zaman daha güvenli bir seçenek sunar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Unutulmamalıdır ki gıda kaynaklı risklerin çoğu anlık etkilerden ziyade uzun süreli birikimlerle ortaya çıkar; bu yüzden bilinçli tüketim uzun vadeli sağlığın en büyük garantisidir.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/acik-gidalardaki-gizli-tehlike/6329/</link>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:32:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAŞAMI SESSİZCE YÖNETEN GÜÇ: KORTİZOL</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/yasami-sessizce-yoneten-guc-kortizol.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">Son dönemde sosyal medyada "kortizol yüzü" veya "kortizol göbeği" gibi ifadelerle sıkça gündeme gelen bu hormon, aslında vücudun hayatta kalma mekanizmasının en temel taşlarından birini oluşturuyor. Genellikle sadece "stres hormonu" olarak damgalansa da kortizolün biyolojik sistemimizdeki rolü sanılandan çok daha derin ve karmaşık bir yapıya sahip.</span></p>

<p data-path-to-node="1"> </p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="2">STRES ANINDAKİ SAVUNMA HATTI</b></span></p>

<p data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">Böbrek üstü bezleri tarafından salgılanan kortizol, temel olarak vücudun zorlu durumlara karşı verdiği "savaş ya da kaç" tepkisini yönetiyor. Bu süreçte metabolizmayı doğrudan etkileyerek karbonhidrat, yağ ve proteinlerin işlenmesinde aktif rol oynuyor. Acil enerji ihtiyacını karşılamak adına kan şekerini yükseltirken, bağışıklık sistemini dengeleyerek vücuttaki iltihaplanma süreçlerini kontrol altında tutuyor. Ayrıca damar direncini artırarak kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı oluyor.</span></p>

<p data-path-to-node="3"> </p>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="4">GÜNLÜK BİYOLOJİK RİTİM VE KORTİZOL</b></span></p>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:18px;">Vücuttaki kortizol miktarı gün boyunca sabit kalmıyor, aksine biyolojik saate göre değişkenlik gösteriyor. Normal bir döngüde kortizol seviyesi, uyanma aşamasında ve sabahın erken saatlerinde en yüksek noktasına ulaşırken, akşam saatlerinde kademeli olarak düşerek vücudu uykuya ve dinlenmeye hazırlıyor. Bu nedenle tıbbi ölçümlerin genellikle sabahın ilk saatlerinde yapılması büyük önem taşıyor.</span></p>

<p data-path-to-node="5"> </p>

<p data-path-to-node="6"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="6">YÜKSEK KORTİZOLÜN VÜCUTTAKİ AYAK İZLERİ</b></span></p>

<p data-path-to-node="7"><span style="font-size:18px;">Sürekli yüksek seyreden kortizol seviyeleri, vücutta belirgin fiziksel ve ruhsal değişimlere yol açabiliyor. Bu durumun en yaygın belirtileri arasında şunlar öne çıkıyor:</span></p>

<ul data-path-to-node="8">
	<li>
	<p data-path-to-node="8,0,0"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="8,0,0">Fiziksel Değişimler:</b> Özellikle karın bölgesinde ve yüzde belirgin yağ birikimi, cilt yapısının incelerek hassaslaşması ve kas gücünde yaşanan kayıplar.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="8,1,0"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="8,1,0">Sistemik Sorunlar:</b> Tansiyon yükselmesi, kronik yorgunluk ve kadınlarda adet düzensizlikleri.</span></p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="8,2,0"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="8,2,0">Ruhsal Etkiler:</b> Duygu durumunda ani dalgalanmalar, yoğun anksiyete ve depresif eğilimler.</span></p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="9"><span style="font-size:18px;">Bazı durumlarda bu yükseliş, hipofiz veya böbrek üstü bezlerindeki aşırı aktiviteden kaynaklanan ve tıpta Cushing sendromu olarak adlandırılan ciddi tablolara da zemin hazırlayabiliyor.</span></p>

<p data-path-to-node="9"> </p>

<p data-path-to-node="10"><span style="font-size:18px;"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="10">DENGELEMEK İÇİN YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ</b></span></p>

<p data-path-to-node="11"><span style="font-size:18px;">Kortizol seviyelerini sağlıklı bir sınırda tutmak büyük ölçüde gündelik alışkanlıklarla mümkün oluyor. Uzmanlar, bu hormonla başa çıkabilmek için düzenli uyku düzeninin, dengeli beslenmenin ve fiziksel aktivitenin kritik olduğunu vurguluyor. Ayrıca derin nefes egzersizleri ve bilinçli stres yönetimi teknikleri, vücudun sürekli alarm modunda kalmasını engelleyerek kortizol dengesinin korunmasına yardımcı oluyor.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/yasami-sessizce-yoneten-guc-kortizol/6328/</link>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:28:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KALP KRİZİ ASLINDA 'GELİYORUM' DİYOR</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/kalp-krizi-aslinda-geliyorum-diyor.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">Kalp krizi toplum genelinde aniden gelişen bir sağlık sorunu olarak bilinse de aslında vücut aylar öncesinden çeşitli uyarılar vererek yaklaşan tehlikeye dikkat çekebiliyor. </span></p>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">Kardiyoloji uzmanları, kalp krizinin çoğu zaman kalbi besleyen koroner damarların ani tıkanmasıyla oluştuğunu ancak birçok hastada eforla gelen göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi şikayetlerin öncü belirtiler olduğunu ifade ediyor. </span></p>

<p data-path-to-node="1"><span style="font-size:18px;">Bu erken dönem sinyallerinin fark edilmesi ve ciddiye alınması, geri dönülemez hasarların önlenmesi adına hayati önem taşıyor.</span></p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Kalp krizinin en belirgin habercisi olan göğüs ağrısı, genellikle göğsün orta kısmında bir baskı, sıkışma veya ağırlık hissi şeklinde kendini gösteriyor. Özellikle hareket halindeyken veya efor sarf ederken ortaya çıkan, dinlenince ise hafifleyen ağrıların kalp damarlarındaki darlığın en önemli göstergelerinden biri olduğu vurgulanıyor. </span></p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Bazı vakalarda bu ağrı sadece göğüs bölgesiyle sınırlı kalmayıp çeneye, sol kola, omuza veya sırta yayılabiliyor. Bu tip ağrılara eşlik eden mide bulantısı, soğuk terleme ve olağan dışı yorgunluk hissi de damar hastalıklarının güçlü habercileri arasında yer alıyor.</span></p>

<p data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">Kalp krizinin her zaman şiddetli bir ağrıyla gelmediğini hatırlatan uzmanlar, özellikle şeker hastalarında görülen "sessiz kalp krizi" durumuna dikkat çekiyor. </span></p>

<p data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">Diyabet hastalarında sinir uçlarındaki hassasiyetin azalması nedeniyle kalp krizi belirgin bir ağrı yaşanmadan da gelişebiliyor. Bu nedenle şeker hastalığı olan bireylerin, belirgin bir şikayetleri olmasa dahi düzenli kardiyolojik kontrollerini aksatmaması gerekiyor. Düzenli kontroller, hiçbir belirti vermeyen damar tıkanıklıklarının erkenden teşhis edilmesini sağlıyor.</span></p>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;">Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde yaşam tarzı ve genetik faktörler belirleyici rol oynuyor. Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, kontrolsüz kolesterol, hareketsiz yaşam ve aşırı kilo, kalp krizi riskini en çok artıran etkenlerin başında geliyor. Kalp sağlığını korumak için dengeli beslenme ve düzenli egzersiz yapılması gerektiğini belirten uzmanlar, özellikle eforla tekrarlayan şikayetler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini hatırlatıyor. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve risk faktörlerinin kontrol altında tutulması, kalbin uzun yıllar güvenle çalışmasını sağlayan en temel kural olarak öne çıkıyor.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/kalp-krizi-aslinda-geliyorum-diyor/6327/</link>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:23:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BAHAR TEMİZLİĞİNDEKİ TEHLİKE: BİLİNÇSİZ DETERJAN KULLANIMI</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/bahar-temizligindeki-tehlike-bilincsiz-deterjan-kullanimi.jpg" width="250"><br><p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Bahar aylarının gelmesiyle birlikte evlerde başlayan detaylı temizlik seferberliği, bilinçsiz deterjan kullanımı nedeniyle ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor. </span></p>

<p data-path-to-node="2"> </p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Ev hanımlarının ve temizlik yapanların daha hijyenik bir sonuç alma düşüncesiyle farklı kimyasalları birbirine karıştırması, aslında yaşam alanlarını birer kimyasal gaz odasına dönüştürebiliyor. </span></p>

<p data-path-to-node="2"> </p>

<p data-path-to-node="2"><span style="font-size:18px;">Uzmanlar özellikle çamaşır suyu ile asit içerikli ürünlerin birleşiminin akciğerlerde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakabileceği konusunda uyarıyor.</span></p>

<p data-path-to-node="2"> </p>

<p data-path-to-node="3"><span style="font-size:18px;">Temizlik sırasında yapılan en büyük hataların başında çamaşır suyunun tuz ruhu veya kireç çözücü gibi asidik maddelerle bir araya getirilmesi geliyor. Bu iki madde temas ettiğinde tarihte savaş gazı olarak kullanılan ve son derece zehirli olan klor gazı açığa çıkıyor. Aynı şekilde çamaşır suyunun amonyaklı ürünlerle karıştırılması da solunum sistemini felç edebilecek kloramin gazı oluşumuna yol açıyor. Bu zehirli gazlar sadece solunmakla kalmıyor, aynı zamanda cilde nüfuz edebiliyor veya kıyafetlere sinerek etkisini uzun süre sürdürebiliyor.</span></p>

<p data-path-to-node="3"> </p>

<p data-path-to-node="4"><span style="font-size:18px;">Vücudun bu kimyasal saldırıya karşı verdiği ilk tepkiler genellikle basit bir yanma olarak geçiştirilse de aslında ciddi bir zehirlenmenin habercisi olarak kabul ediliyor. Hassas mukoza tabakalarındaki ince yapı nedeniyle ilk olarak gözlerde şiddetli yanma, boğazda kuruluk ve inatçı öksürük başlıyor. Eğer bu belirtilere şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı da eşlik ediyorsa zehirlenme düzeyinin kritik bir eşiğe ulaştığı anlaşılıyor. Deterjan zehirlenmeleri sağlıklı bireylerde bile büyük tahribat yaratırken yaşlılar, kalp hastaları ve kronik akciğer sorunu olanlarda tablo çok daha ağırlaşabiliyor.</span></p>

<p data-path-to-node="4"> </p>

<p data-path-to-node="5"><span style="font-size:18px;">Zehirlenme anında toplumda en yaygın başvurulan yöntem olan yoğurt veya süt tüketimi aslında hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan yanlış inanışlardan ibarettir. Bazı durumlarda yoğurttaki kalsiyum zehrin etkisini daha da artırabildiği için bu tür yöntemlerden uzak durulması gerekiyor. Şüpheli bir durumda yapılması gereken ilk iş hem etkilenen kişinin hem de evdeki diğer bireylerin derhal açık havaya çıkmasıdır. Gazların sindiği giysiler vücuttan uzaklaştırılmalı, gözlerde yanma varsa bol suyla en az on beş dakika yıkama yapılmalı ve vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmamak gerekir ki temiz bir evden daha önemlisi o ev içinde sağlıklı nefes alabilmektir.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/bahar-temizligindeki-tehlike-bilincsiz-deterjan-kullanimi/6326/</link>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:19:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YANLIŞ NEFES ALMAK NELERE YOL AÇABİLİR?</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/yanlis-nefes-almak-nelere-yol-acabilir.jpg" width="250"><br><p><span style="font-size:20px;">Gün içinde fark etmeden değişen solunum alışkanlığı zamanla yorgunluk, kaygı ve nefes darlığı hissini artırabiliyor. Yüzeysel ve kontrolsüz soluk alışverişi yalnızca enerjiyi düşürmekle kalmıyor, kronik solunum hastalarında tedavinin etkinliğini bile azaltabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Nefes… Hayatın en sessiz ama en hayati hareketi… Üzerine pek düşünülmese de gün içinde nasıl nefes alınıp verildiği, bedenin çalışma biçimini doğrudan etkileyebiliyor. Çoğu kişi farkında olmadan yüzeysel, aceleci ve göğsün üst kısmında takılı kalan bir soluk alışkanlığı geliştiriyor. Bu değişim bir anda olmuyor; zamanla yerleşiyor, sıradanlaşıyor ve “normal” sanılıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Tam da bu noktada asıl soru ortaya çıkıyor: Yanlış nefes alma alışkanlığı vücutta nasıl bir karşılık buluyor ve uzun vadede neleri değiştiriyor? Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İpek Özmen’le konuştuk.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:20px;">Bütün organlar için önemli</span></strong></p>

<p><span style="font-size:20px;">Soluk alıp vermek tüm organların çalışması için gerekli olan hayati bir döngünün parçası. Eğer döngü yeterince verimli işlemiyorsa, beden bunun sinyallerini vermeye başlıyor. Prof. Dr. Özmen, durumu şöyle özetliyor:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">“Nefes almamızın amacı aslında bütün vücudumuza oksijenin girmesini sağlamak. Böylece kirli hava çıkıp oksijenli temiz hava giriyor. Beynimiz, kalbimiz ve bütün dokularımızın buna ihtiyacı var. Dolayısıyla iyi bir nefes aldığımız zaman bu dokulara oksijen gidiyor. Eğer etkili bir nefes almıyorsak öncelikle çabuk yoruluruz, panik oluruz ve daha çok nefes darlığını hissederiz. Oksijenin vücutta dolaşımını etkin olarak sağlamadığımız için de enerjimiz düşer.”</span></p>

<p><strong><span style="font-size:20px;">Nefes alma alışkanlığı neden bozuluyor?</span></strong></p>

<p><span style="font-size:20px;">Çoğu insan doğru tekniği aslında hiç öğrenmeden büyüyor. Üzerine bir de bazı fiziksel engeller eklendiğinde süreç iyice karmaşık hale gelebiliyor. Zamanla kişi bilmeden farklı bir yönteme yöneliyor ve bu da kalıcı alışkanlığa dönüşebiliyor. Prof. Dr. Özmen, “Aslında pek çok faktör var. Bir, burun tıkanıklığı… Burunda irilik veya burun pasajından havanın geçmesiyle ilgili sıkıntılar yaşarsak o zaman daha çok ağızdan nefes almaya yöneliyoruz. Aslında hem yaş aldıkça, yaşımız ilerledikçe, vücut yapımız değiştikçe bu tarz durumlar ortaya çıkabiliyor” diyor.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:20px;">Günlük hayatta sorun yaratabiliyor</span></strong></p>

<p><span style="font-size:20px;">Başta küçük bir ayrıntı gibi görünen bu durum, uzun vadede günlük yaşamını etkileyebiliyor. Kişi kendini çabuk tükenen biri olarak görmeye başlıyor. Hareketten kaçınabiliyor, sosyal ve fiziksel aktivitelerini sınırlayabiliyor. Bu psikolojik bir baskı da yaratabiliyor. Prof. Dr. Özmen, yanlış nefes almanın doğuracağı muhtemel sonuçlar konusunda şunları anlatıyor:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">“Uzun vadede kişinin hayat kalitesini etkileyebilir. Kişi daha çok yorulabilir ve efordan kaçınabilir. Çünkü çabuk yorulacağını düşünür. Strese girer, anksiyete yaratır. ‘Nefes darlığım var, şunu yapamıyorum, buna yetişemiyorum’ diye düşünür. Günlük hayatını kısıtlamaya başlar.”</span></p>

<p><strong><span style="font-size:20px;">Doğru yöntemi uygulamak zor değil</span></strong></p>

<p><span style="font-size:20px;">Doğru nefes almak için havayı burnumuzdan alıp göğüs kafesinin ve karın bölgesinin genişlediğini hissederek kontrollü biçimde vermek gerekiyor. Ancak kısa ve düzensiz soluk alışkanlığı farklı sıkıntılara da kapı aralayabiliyor. Özellikle hareket halindeyken kontrol kaybı daha belirgin hale gelebiliyor. Prof. Dr. Özmen, bu noktada, “Eğer kısa kısa nefesler alırsak, nefesimizi ayarlayamazsak daha çok hava yutarız. Çünkü her zaman oturmuyoruz, her zaman evin içerisinde dolaşmıyoruz” uyarısı yapıyor.</span></p>

<p><strong><span style="font-size:20px;">Kronik solum hastaları için önemi ayrı</span></strong></p>

<p><span style="font-size:20px;">Doğru nefes almak özellikle kronik solunum sorunu yaşayanlar için daha da önemli. Çünkü tedavinin bir kısmı, soluk alma biçimine bağlı. Doğru teknik, kullanılan ilaçların etkinliğini de belirliyor. “Biz göğüs hastalıkları branşı olarak kronik akciğer hastalarıyla ilgileniyoruz. Astım, KOAH, bronşit hastaları ya da kronik solunum yetmezliği hastalarında doğru nefes alma çok çok önemli” diyen Prof. Dr. Özmen, şöyle devam ediyor:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">“Çünkü bu hastaların ilaçlarının bir kısmı aynı zamanda hava yoluyla kullanılan, doğru nefes tekniğiyle kullanılması gereken ilaçlar. Diğer taraftan uzun vadede bazı cihaz kullanımları olabiliyor. Oksijen desteği gibi… Bu hastalara biz özellikle doğru nefes alma tekniklerini öğretiyoruz. Bu amaçla bir pulmoner rehabilitasyon ünitemiz var. Burada fizyoterapistlerimizle birlikte doğru nefes alma teknikleri ya da hastayı rahatlatacak teknikleri de öğretiyoruz.”</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/yanlis-nefes-almak-nelere-yol-acabilir/5804/</link>
<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:23:02 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HALSİZLİK VE KİLO DEĞİŞİMİNE DİKKAT!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kibrisin-nabzi.com/images/haberler/halsizlik-ve-kilo-degisimine-dikkat.jpg" width="250"><br><p><span style="font-size:20px;">Uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi belirtiler tiroit hastalıklarının habercisi olabilir. Uzmanlar, çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen tiroit sorunlarının erken tanıyla kontrol altına alınabileceğini belirterek, bu şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Tiroit hastalıklarının çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, uzun süren halsizlik, ani kilo değişimleri ve çarpıntı gibi belirtilerin basit semptomlar olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Tiroit bezinin vücudun enerji üretimi, ısı dengesi ve organların çalışma hızını yönettiğini ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu küçük bez, aslında metabolizmanın ritmini belirler. Bu ritimdeki en küçük sapma bile tüm sistemi etkileyebilir" dedi.</span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;"><strong>BELİRTİLER ÇOĞU ZAMAN BAŞKA HASTALIKLARLA KARIŞTIRILIYOR</strong></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;">Tiroit hormonlarının fazla ya da yetersiz salgılanmasının vücutta farklı etkiler oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Tiroit hormonlarının fazla salgılandığı durumlarda vücut adeta hızlanır; çarpıntı, kilo kaybı, aşırı terleme ve sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tablo ilerlediğinde nefes darlığı, kalp sorunları ve kemik erimesi gibi ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayabilir. Buna karşılık hormonların yetersiz olduğu durumlarda vücut yavaşlar; yorgunluk, üşüme, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikâyetler görülür. Bu belirtiler çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırıldığı için tanı gecikebilir" ifadelerini kullandı.</span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;"><strong>HALSİZLİK VE KİLO DEĞİŞİMİNE DİKKAT</strong></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;">Halsizlik ve kilo değişiminin tek başına birçok farklı nedene bağlı olabileceğini ancak tiroit hastalıklarında da sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Bu tür şikâyetler uzun sürüyorsa mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle açıklanamayan kilo kaybı ya da artışı, altta yatan hormonal bir sorunun işareti olabilir" diye konuştu. Tiroit hastalıklarının kadınlarda erkeklere oranla 5 ila 8 kat daha fazla görüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, bu nedenle kadınların belirtiler konusunda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.</span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;"><strong>BASİT BİR KAN TESTİ HAYAT KURTARABİLİR</strong></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;">Tiroit hastalıklarının tanısında doğru testlerin önemine dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aysel Mammadyarzada, "Herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde tarama amacıyla TSH testi genellikle yeterlidir. TSH normal ise ek incelemeye gerek olmayabilir. Ancak hipotiroidi veya hipertiroidi belirtileri varsa TSH ile birlikte serbest T4, gerekli durumlarda T3 düzeylerinin de değerlendirilmesi gerekir" dedi. Tiroit bezinin kalp ve metabolizma üzerindeki etkilerine değinen Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, sözlerine şöyle devam etti: "Tiroit bezinin az çalıştığı durumlarda metabolizma yavaşlar, kalp atım hızı düşer ve ileri vakalarda vücutta sıvı birikimi görülebilir. Fazla çalıştığında ise kalp hızlanır, kilo kaybı ve sinirlilik hali ortaya çıkar. Bu nedenle tiroit hastalıkları sadece hormonlarla sınırlı değil, tüm vücudu etkileyen sistemik bir sorundur. </span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Hipotiroidi tedavi edilmezse yorgunluk, kilo artışı ve depresyon gibi şikâyetler artar; kalp ritim bozuklukları ve vücutta sıvı birikimi gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertiroidi ise kontrol altına alınmadığında çarpıntı, kas zayıflığı ve kemik erimesi riskini artırır, uzun vadede kalp yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Kısacası tedavi edilmeyen tiroit hastalıkları, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir. Belirti olmadığı durumlarda 3-5 yılda bir TSH testi yapılabilir. Risk grubundaki kişilerde bu süre kısalmalıdır. Tiroit hastalığı tanısı alan bireylerde ise tedavi sürecine göre daha sık takip gerekebilir."</span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;"><strong>ANTİ-TPO VE ANTİ-TG NEDİR?</strong></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;">Anti-TPO adlı enzime karşı gelişen antikorlar kronik otoimmün tiroidli hastaların birçoğunda görülmektedir. Aşikar primer hipotiroidisi olan hastaların büyük kısmında OİTH bulunduğu bilinse de tanı için anti-TPO ölçümünün katkısı yine de önemli olabilir. Subklinik hipotiroidisi tespit edilen hastalarda kalıcı hipotiroidiye ilerlemeyi öngördürmesi açısından anti-TPO ölçümü önem kazanır. AntiTPO, Hashimoto tiroiditi tanısının konulmasında değerli olmakla beraber, postpartum tiroitit ve Graves hastalığında da belirlenmektedir, fakat nadiren bu hastalıklarda tanıya katkıda bulunur. OİTH açısından riskli gruplarda (Tip1 diyabet, ailevi otoimmün hastalıklar vb) gebelik öncesi ve/veya gebelikte anti-TPO varlığının tespit edilmesi, gebelikte tiroidi hedeflerinin belirlenmesi açısından önemlidir ve gerekli hallerde tedavinin önünü açacaktır.</span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:20px;">OİTH olan ve anti-TPO pozitifliği bulunan çoğu hastada anti-Tg de yüksek bulunacağından bu antikor tanıya fazla bir katkı sağlamamaktadır. Ancak anti-Tg ölçüm yöntemleri ne yazık ki çok güvenilir değildir ve bazen var olan anti-Tg'yi gösterememektedirler. Düşük derecede anti-Tg titrelerine yaşlılarda ve başka otoimmün hastalıkları olanlarda da rastlanabilir. Bu nedenle OİTH'de rutin anti-Tg bakılması önerilmez.</span></p>
]]></description>
<link>https://kibrisin-nabzi.com/halsizlik-ve-kilo-degisimine-dikkat/5802/</link>
<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:14:38 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>