Sonbahar Akdeniz’in kıyılarına o dingin fırça darbelerini vururken, adamızın o tatlı Rüzgârı eşliğinde Kıbrıs’ın Nabzı okurlarına kocaman bir merhaba! Gerçi bu hafta biraz üvey babadaki Halil karakterinin Sabriye ile iletişim şekli gibiydi burada rüzgarla yağmur yine de burada olmak çok güzel.
Geçenlerde salonun köşesinde kahvesinden medet uman bir danışanımı izlerken düşündüm; etrafımız adeta "Uyudum ama zerre dinlenemedim" diyen görünmez bir yorgunlar ordusuyla çevrili. Telefonun şarjı %1’e düştüğünde ekranın kararması gibi, çoğumuz günün ortasında zihnen ve bedenen kepenkleri indiriyoruz. Bu ara ben de indiriyorum inanın. Stresi suçlayabiliriz, iş saatlerini, bireysel sorumlulukları bahane edebiliriz ama bu yazıyı sızlanma için değil çözüm bulmak için okuyorsunuz.
Eğer siz de sabahları yataktan bir kahramanlık destanı yazarak kalkıyorsanız, masanızdaki çaylar kahveler tazelendiyse toplanın!
Bu hafta yorgunluk kılıfına uydurduğumuz o biyolojik masalları çöpe atıyoruz.
Mesele Uyku Değil, Hücrelerinin Paslanması!
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Ben de artık abilerim büyüklerim gibi cümlelerle paragrafıma giriş yapıyorum. Sanıyorum artık kabul etmeliyim yaşlandığımı. Eğri oturup doğru konuşurken devam edeyim; Üstüste devrilen espresso bardakları, kutu kutu enerji içecekleri ya da pazar gününü yatakta eritmek... Arka fonda Barış abiden Ahmet beyin ceketi parçasını dinleyerek bu yazıyı sizlere hazırlıyorum. Okurken bence siz de açın. Hafif burukluk ve keyif arasında tutacaktır sizi.
Nerede kaldık? Evet o gereksiz uyarıcı içeceklerde kalmıştık. Hangisi sizi o kronik tükenmişlikten gerçekten çekip çıkardı? Hiçbiri, değil mi?
Çünkü sorun kaslarınızın gücünde veya gecenin kısalığında değil; sorun trilyonlarca hücrenizin içinde sessizce çalışan o minik motorlarda, yani mitokondrilerinizde!
Bizim hücresel fabrikamızın enerji santralidir mitokondri. Aldığınız nefesten yediğiniz lokmaya kadar her şeyi ATP denilen o mucizevi biyolojik yakıta dönüştürür. Ama siz masa başında hareketsiz kaldıkça, stresi omuzlarınıza bindirdikçe veya yanlış antrenmanlarla bedeni ezdiğinizde; o motorlar kurum tutuyor, çarkları paslanıyor.
Yani aslında siz tembel ya da uykusuz değilsiniz; hücreleriniz hücresel düzeyde nefessiz ve aç!
Yavaşlayarak Vites Büyütmek: Zone 2 Mucizesi
Peki çözümü nerede arıyoruz? İnsanların çoğu ya tamamen şalteri kapatıp pasifleşiyor ya da tam tersi gaza basıp salonda ciğerini sökene kadar kendini paralıyor. İkisi de hücresel düzeyde tam bir facia! Merkezi sinir sistemi hasarı.. Bunu da en kısa zamanda yazacağım.
Bizim spor biliminde ve Longevity (uzun ve kaliteli yaşam) mimarisinde üzerine titrediğimiz bir sır var: Zone 2 Antrenmanı.
Nedir bu Zone 2? Kalbinizi makine gibi zorlamadığınız, yanınızdaki dostunuzla nefes nefese kalmadan rahatça sohbet edebildiğiniz, hafif bir ter damlasıyla süzüldüğünüz o tatlı, tempolu ritim. Yani öyle pestilinizin çıktığı, nabzın tavan yaptığı sahnelerden bahsetmiyorum!
İşte o ritimde 30-40 dakika kaldığınızda vücut içeride devasa bir bahar temizliği (otofaji) başlatır. Biyolojiniz "Bu yol uzun, bana sağlam motor lazım" der ve hücredeki o hurdaya dönmüş, paslı mitokondrileri temizleyip yerlerine gıcır gıcır yeni enerji santralleri inşa eder (Mitokondri Biyogenezi).
Yani tabiri caizse, hücresel motorunuzun rektifiyesini yapıp pillerinizi fabrika ayarlarına döndürürsünüz!
Açıkçası; Zihnin hiç susmadığı, hayatın hız sınırını aştığı bu çağda; bedeninize yapacağınız en büyük iyilik bazen bilerek yavaşlamaktır.( Bunu kendime de diyorum inanın.) Yorgunluğu kafeinle uyuşturamaz, pasif uykularla geçiştiremezsiniz. Hücrelerinize hak ettiği oksijeni, doğru ritmi ve bilimi vermek zorundasınız. Çok uyumak eşittir nedensiz depresyondur.
Büyük Rus yazar Lev Tolstoy’un o harika eseri Günlükler’inde dedikleri kulağımıza küpe olsun:
'Hayat hareket demektir; su aksa berraklaşır, dursa kokar.'
Bedeninizin ritmini kulaktan dolma hamlelerle değil, bilimin ve biyolojinin ışığında ayarlayın.
Önümüzdeki hafta hücresel gücümüzü nasıl zirveye taşıyacağımızı konuşmaya devam edeceğiz.
O zamana kadar;
Bilimle kalın, sporla kalın, Kıbrıs'ın Nabzı’da kalın…
Saygılarımla,
MSc. Tolgahan İnce
Spor Bilimleri Uzmanı | Performans & Longevity Uzmanı