Bugun...


Tolgahan İnce

facebook-paylas
KIŞ GÜNEŞİ YANILSAMASI
Tarih: 05-11-2026 22:59:00 Güncelleme: 05-11-2026 22:59:00


 

Kıbrıs’ın Nabzı okurlarına Esentepe’nin Akdeniz’e bakan rüzgarından kocaman selamlar.

Hava serinledi, yine de güneşle uyanmak o kadar güzel ki. Tabi içimizi ısıtacak kadar kemiklerimize işlemiyor. Sabah dışarı adım attığınızda o Akdeniz güneşi hala parlıyor gibi görünebilir ama rüzgar gerçekten adamın iliğini kurutuyor. Tam diyorum son ses kulağımda Gims'ten Ninao çalarken moda gireyim! Nerde! Rüzgâr bir sağdan bir soldan mahvediyor şarkıyı. Sonra bir anda Bulutsuzluk Özlemi'nin Sözlerimi geri alamam şarkısı gibi bir değişiyor hava. Huzur mu huzur..

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ VE KRONİK TÜKENMİŞLİK

İşte tam bu noktada, adada yaşayanların en büyük yanılsamasına ve hepimizin düştüğü o büyük tuzağa parmak basacağım. Konuyu hiç uzatmadan masaya yatırıyorum: "Ada ülkesindeyiz, her yer güneş, o halde benim D vitamini depom fulldür" masalına inanmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?

GÜNEŞİN ALTINDA YAŞAMAK, HÜCRELERİN AYDINLANDIĞI ANLAMINA GELMEZ

Çoğumuzun kafasındaki konforlu denklem şu: “Zaten Kıbrıs’tayız, yılın 300 günü güneş var, d vitamini eksikliği bizim hanemize yazar mı?”

İşte tıp biliminin de yüzümüze çarptığı gerçek tam burada başlıyor. Esentepe'de ya da adanın herhangi bir yerinde yaşıyor olabilirsiniz; ama günün büyük kısmını dört duvar arasında, ofiste bilgisayar başında veya arabanın direksiyonunda geçiriyorsanız, o güneş sadece camın arkasından teninizi ısıtır. Hücreleriniz o ışıktan mahrumdur.

Dahası var; tıp dilinde biz D vitaminine "vitamin" deriz ama bu büyük bir yanıltmacadır. D vitamini aslında vücutta bizzat steroid hormon gibi çalışan, gen ekspresyonunu yöneten hayati bir moleküldür. Eksildiğinde ne mi oluyor? Bağışıklık sistemi çöker, kas hücrelerindeki kalsiyum regülasyonu bozulur, kronik bir tükenmişlik ve sabah yataktan kalkamama hali yakanızı bırakmaz.

SABAH YORGUNLUĞUNUN GERÇEK FAİLİ

Sabahları alarm çaldığında üstünüzden tır geçmiş gibi uyanmanızın, gün içinde o "beyin sisi"yle (brain fog) iş yapmaya çalışmanızın sebebi sadece yoğun tempo değil. Vücuttaki D vitamini seviyesi tabana vurduğunda, testosteron ve östrojen dengesi sarsılır, kasların onarım mekanizması kilitlenir. Salonda ne kadar ağırlık kaldırın, ne kadar beslenmenize dikkat edin; o temel hormon sinyali eksikse, yerinizde saymaya mahkûmsunuzdur.

Ada hayatının o "zaten huzurluyuz, güneşliyiz" rehaveti, insanı biyolojik gerçeklerden koparıyor. Dışarıdan bakıldığında palmiye ağaçları altında cennet gibi bir yaşam ama hücre içindeki laboratuvara baktığımızda karanlık ve çorak bir arazi!

ÇÖZÜM MASADA DEĞİL, GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKTE

Öyle dışarıdan üç kuruşluk rastgele takviyelerle ya da "Güneşin altındayım nasıl olsa" diyerek bu iş çözülmüyor. Önce gidip o kan tahlilini vereceksiniz, gerçek rakamlarla yüzleşeceksiniz. Vücudunuzun o sessiz çığlığını bastırmak yerine, bilimin emrettiği yoldan depoyu dolduracaksınız.

Hareketsizliğe ve "nasıl olsa adadayız" rahatlığına boyun eğdiğiniz her gün, kendi biyolojik potansiyenize kendi ellerinizle kelepçe vuruyorsunuz.

D vitamini eksikliği sadece kilo vermenize engel olmaz, sadece yorgunluk yapmaz aynı zamanda ağır depresyona kadar götürür..

Haftaya yine yepyeni ve ezber bozan bir gerçekle oturacağız. O zamana kadar kendinize ve hücrelerinize iyi bakın.

Sanki bisi unuttum.. Düşüneyim neyi unuttum acaba? Sahi.. Unutmadım, sona sakladım. Bugün günlerden 6 Kasım 2026. 4 gün sonrasına ithafen 88 yıl öncesini anmak istiyorum.

Takvimlerin durduğu, zamanın bittiği ve bu toprakların gördüğü en büyük iradenin fiziki olarak aramızdan ayrıldığı o tunçtan gün.. Her 10 Kasım sabahı saat 09:05'te sirenler çaldığında, sadece bir liderin, bir başkomutanın ardındakiler değil; bu milletin öz benliği, haysiyeti ve bağımsızlık timsali secdeye varır gibi susar. O siren sesi, sadece bir yas ilanı değildir; Türk milletine "Uyan!" çeken, "Bıraktığım mirasa sahip çıkın!" diyen tunçtan bir hatırlatmadır.

Babamız, Mustafa Kemal Atatürk, bu millete sadece bir devlet bırakmadı; "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" diyerek bu topraklara Türk'ün adını ve bağımsızlık karakterini kazıdı. O, "Ne mutlu Türk'üm diyene" nidasıyla bu milletin damarındaki asil kana seslenen, esareti asla kabul etmeyen Türkçü bir deha, çağları aşan bir Türk önderiydi.

Bugün bize düşen görev; sadece siyah giyinmek, yas tutmak ya da anma törenlerinde hüzünlenmek değildir. Asıl görevimiz; onun "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller yetiştirme ülküsünü yaşatmak, bu vatanın her karış toprağını ve Türk'ün şanlı istiklalini canımız pahasına korumaktır.

Rûhun şad, mekanın uçmağ olsun Büyük Atam. Türk milleti seni asla unutmayacak, açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyecek!

Yeni hafta da görüşmek üzere,

Saygılarımla,

MSc. Tolgahan İnce

Performans & Longevity Uzmanı



Bu yazı 59 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI