Bugun...


Tolgahan İnce

facebook-paylas
AKDENİZ’İN MAVİSİNDE BİYOLOJİK YAŞI DURDURMAK
Tarih: 25-09-2026 08:04:00 Güncelleme: 25-09-2026 08:09:00


 

Yeni bir coğrafyadan, Akdeniz’in o cömert güneşiyle aydınlanan güzel adamızdan ve Kıbrıs’ın Nabzı ailesinden hepiniz kucak dolusu selamlar…

 

İnsan hayatı bazen bir kitabın sayfaları gibi akar; her yeni şehir, her yeni deniz ufku yeni bir bölümün kapısını aralar. Adaya ayak bastığım ilk andan itibaren yüzüme vuran o ılık rüzgâr ve denizin kokusu, bana sadece yeni bir çalışma ortamını değil, insanın doğasıyla ve bedeniyle yeniden barışabileceği muazzam bir yaşam alanını müjdeledi.

 

​Belki beni ilk kez okuyan dostlar için "Kimdir bu adam, ne anlatacak bize?" kısmını şöyle kısacık bir özet geçerek yazıma başlayayım.

Kıbrıs’ın Nabzı’nda Yeni Bir Sayfa!

Ben MSc. Tolgahan İnce. Yıllardır spor bilimleri, yüksek performans antrenörlüğü, longevity (uzun yaşam) ve fonksiyonel beslenme üzerine akademide dirsek çürüten, bir yandan da doktora (PhD) tezinin o derin sayfalarında kaybolan bir spor bilimciyim.

​Açıkçası kariyer haritam biraz aksiyon filmi gibi şekillendi. Türkiye’de Basketbol Ligi’nde dev sahnelerde Türk bayrağını dalgalandıran takımların kondisyonerliğini EuroLeague arenalarında büyük bir gururla yaptım, Avustralya’nın kendisinden bile büyük olan spor dünyasında Welness akımları, steknolojileri ve EMS sistemlerinin merkezinde yöneticilik yaparken spor biliminin sınırlarını da zorladım. İnanın, EuroLeague finalinde mola esnasında taktik vermek zordur sanırsınız ama Avustralya’da 2 metrelik kaslı bir kanguruyla göz göze gelip "Acaba biyomekaniğim bu hayvandan kaçmaya uygun mu?" diye düşünmek insana bambaşka bir aydınlanma yaşatıyor!

 

​Avustralya’dan Türkiye’ye, lüks wellness resort yöneticiliklerinden profesyonel sporcuların performans testlerine kadar geçen 16 yılı aşkın bu serüvenin ardından; şimdi tüm bu birikimi Kıbrıs’ın Nabzı okurlarıyla ve bu eşsiz adanın dingin atmosferiyle buluşturmak üzere buradayım.

 

​Madem ilk yazımızdayız, gelin doğrudan hayatımızın kalbine dokunan o büyük değişimi konuşalım.

 

1970’lerin Tabağından 21. Yüzyılın Tabaklarına: Nerede Hata Yaptık?

 

​Hiç düşündünüz mü; 1970’lerin siyah-beyaz fotoğraflarındaki insanlara baktığınızda neden çoğunluğunun gayet fit, dinamik ve duruşu düzgün olduğunu görürüz? O yıllarda ne adım sayan akıllı saatler vardı, ne bio-tracking cihazları, ne de her köşe başında bir gym... Ama işlenmemiş, mevsiminde yenen gerçek gıdalar ve hareket eden bir beden vardı.

​Sonra ne mi oldu? Ultra işlenmiş gıdalar, ambalajlı ürünler, rafine şekerler ve masa başı yaşam hayatımıza bir fırtına gibi girdi. Sonuç: Bedenimiz binlerce yıllık evrimsel kodlarına tamamen yabancı olan bu "yeni nesil sentetik yakıtı" tanıyamadı. Doğadan ve hareketten uzaklaştıkça adını bile telaffuz etmekte zorlandığımız kronik enflamasyonlar, insülin dirençleri, otoimmün rahatsızlıklar ve geçmeyen yorgunluklar türedi.

 

​Oysa çözüm modern bilimi reddetmek değil; doğal ve fonksiyonel beslenmeyi, doğru antrenman bilimiyle birleştirip tabağımıza ve yaşantımıza geri koymaktır.

 

​Kimlik Yaşı mı, Hücre Yaşı mı?

 

​Biz spor bilimcilerin son dönemdeki en büyük odağı "Longevity", yani Türkçe mealiyle: "80 yaşına geldiğinde de torununun peşinden koşabilen, torba torba ilaçla gezmeyen, çantasını kendi taşıyan, kas kütlesini korumuş insan modeli inşa etmek."

 

​Aslında Kıbrıs’ın iklimi, temiz havası ve o dünyaca ünlü Akdeniz mutfağı, hücrelerimize "Genç kal!" talimatı vermek için muazzam bir doğal laboratuvar. Ama biz ne yapıyoruz? Gün boyu masa başında sandalye ile bütünleşip, akşamüstü gelen tatlı krizlerini "Stresliyim de ondan" diyerek aklamaya çalışıyoruz. Bedenimiz de arkada çaktırmadan "Arkadaş ben bu tempoya kaç yıl daha dayanayım?" diye isyan bayrağını çekiyor.

 

​Aklınıza Takılanı Sorun, Birlikte Çözelim!

 

​İşte tam bu noktada duralım. Bu ilk yazımız siz değerli okurlarımıza ana konumuzun bir taslağı olsun. Önümüzdeki haftalarda bilimin perçinlenmiş kanunları ve insanın biyolojik dengesi üzerine konuşacağız. Kulaktan dolma efsaneleri bir kenara bırakıp; doğru antrenmanla beyni nasıl kandıracağımızı, hangi mikro besinlerle hücrelerimize format atacağımızı ve yaşlanmayı nasıl lehimize çevireceğimizi tek tek masaya yatıracağız.

 

​Bu köşe sadece benim anlattığım tek taraflı bir kürsü değil, bizim ortak sohbet alanımız olacak. Aklınıza takılan bir beslenme efsanesi, geçmek bilmeyen bir omuz ağrısı, antrenman kafa karışıklığı ya da "Hocam şu takviye gerçekten işe yarıyor mu?" dediğiniz ne varsa bana yazın. Her hafta en merak edilen sorularınızı bilimin süzgecinden geçirip burada birlikte yanıtlayalım.

 

Haftaya yazımı okumaya başlamadan önce verimli ve keyifli bir yazıya tüm odağınızı vermenizi isteyeceğim lütfen başlamadan önce çaylarınızı kahvelerinizi de hazır edin.

 

​Adaya güzellik, bedenlerimize sağlık, zihnimize neşe getirecek harika bir yolculuğun ilk adımını bugün atıyoruz.

 

​Bilimle kalın, sporla kalın, Kıbrıs’ın Nabzı’nda kalın…

 

​Saygılarımla,

MSc. Tolgahan İnce

Spor Bilimleri Uzmanı | Performans & Longevity Uzmanı

 



Bu yazı 156 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI